Doctor's Search

1 Nisan 2015

Bir ilişkiyi ya da kişiyi niçin istediğinizi açıklayamıyorsanız aşık değilsiniz demektir. O kişiyi gördüğünüzde ya da düşündüğünüzde içinizde yükselen bir heyecan dalgası dışında bir açıklamanız yoksa aşık değilsiniz demektir. Ya da o kişiyi düşünmeden edemiyorsanız aklınızdan çıkaramıyorsanız ve yinede onu niçin istediğinize ilişkin bir açıklamanız yok ise aşık değilsiniz demektir. Böylesi bir durumdaysanız yol yakınken zaman yitirmeyin bir pskiyatriste müracaat edin derim.

 

Ağırlıkla depresyon hastalarında olmak üzere ruhsal rahatsızlıkların çoğu takıntılar, yersiz kuruntu ve endişeler, nedensiz heyecanlar, evhamlar ile elle tututulur gözle görülür hale gelirler. Evhamlar, kuruntular, takıntılar ve yersiz heyecanlar kişinin kendine ya da başkalarının o kişiye yaptığı açıklamalara rağmen geçmez, dinmez. Tekrar tekrar bozuk plak gibi yaşanmaya devam ederler. Beyin ruhsal hastalık ürettiğinde herhangi bir şeye sarar, bu bazen aile yakınları için yersiz bir endişelenme, bugün ya da geçmişte kalmış bir söz davranış ya da olaya takılıp kalma, evinin ya da vücudunun kirli olduğu ya da yeterli derecede temizlenmediği hissine kapılmada olduğu gibi. İşte bu beyin bazende bir kişiye takar ve niçin o kişi, neden o değilde bir başkası değil, onda ne buluyorsun, onunla olmak ne demek, onla olduğunda ne olacak, onunla olmanın sana katkısı ne diye sorulduğunda afallıyorsa bu beyin aşk değil ruhsal sıkıntı üretiyor demektir. Karşılık göremeyen aşklar moral bozukluğuna neden olurlar. Moral bozukluğu geliştiricidir. Araştırmaya sorgulamaya yol açar. Kişi kendini ve karşıdakini sorgular. Hayatı sorgular. Eksikliklerini ve güçlü yanlarını keşfeder.

 

Oysa nedensiz heyecan ve nedensiz takıntı olarak aşk bir ruhsal hastalık belirtisinden ibarettir. Keza aşık olduğunu söyleyen kişi depresyonun diğer belirtilerinide yaşar.

 

Nedir onlar? Gün içinde ya da bir kaç gün aralıklarla yaşanan;

• Mutsuzluk, boşluk ve anlamsızlık hissi, isteksizlik ya da eskiden tat veren şeylerden haz alamama

• Yorgunluk ya da enerji kaybı

• Uykusuzluk ya da gün içinde çok uyuma

• İştahsızlık ya da çok yeme

• Kilo kaybı ya da kilo alma

• Ani çıkışlar, sinirlilik ya da öfke patlamaları

• Unutkanlık

• Konsantrasyon eksikliği

• Yersiz kuruntu ve endişeler

• Bugüne ya da geçmişe ait konulara takılıp kalma

• Geleceğe dair abartılı endişeler.

 

Hayatına giren ya da hayatına girdiğini düşündüğü kişiden başkasını ve başka bir şeyi düşünemez hale gelmiş biri depresyon hastalığının pençesinde kıvranıyor olabilir. Ruhsal hastalığı nedeni ile bir kişiyi takıntıya dönüştüren ve depresyon hastalığından muzdarip bir insana, insan aşık olunca böyle olur denmemeli. Neden bir psikiyatristle görüşmüyorsun, yaşadıkların, hissettiklerin ve düşündüklerin bana çok normal gelmiyor denmeli. Sağda solda böyle konuşmalara ve yazılara çok rastlıyoruz. Oysa bu konuşmalar ve yazılar depresyon ya da bir ruhsal hastalığa aşk gibi bir muamele çekmemize neden oluyor. O kişinin hasta olduğunu ve tedavi görmesi gerektiğini gözden kaçırmış oluyoruz. Ve daha vahimi de aşık olduğunu sanan o kişiyi depresyon hastalığının sonuçları ve kendisi ile o kişiyi yalnız ve baş başa bırakmış oluyoruz. Aşırı hareketli, arzu istek ve öfkesini kontrol edemeyen bir çocuğa yaramaz ele avuca sığmaz gibi yakıştırmalar yaparsanız, çocukta ebeveynlerde bu davranışları karakter gibi algılarlar. Çocukta bu olup bitenleri hiperaktivite rahatsızlığı olarak adlandırırsanız ebeveynin çocuğa yaklaşımı değişir çocuğunda kendine yaklaşımı farklılaşabilir. Yaftalama ya da adlandırma yaptığınız şey her neyse ona karşı yaklaşımınızda, yaftalamanız ya da adlandırmanızdaki gibi olur. Yani adlandırmalar diğer bir deyişle etiketlendirmeler dikkatli yapılmalıdır.

 

Bilgideki değişime paralel adlandırmalar da değişmelidir. Depresyon hastalığının bir belirtisi olan “kişiye takılma ya da saplanmaya” aşk muamelesi çekmeyelim. Keza depresyon hastalığı sinsi bir hırsız gibidir. Hep çalar. Zamandan çalar. Enerjimizi çalar. Hayata bağlayan duygularımızı çalar. Yaratıcı motive edici düşüncelerimizi çalar, performansımızı çalar.

 

Aşk mutsuzluğa kapı açıyorsa ya da “Bir enerji ve coşku patlamasına” neden oluyorsa bir şeylerin ters gittiğini düşünmeliyiz.

1 Nisan 2015

Biri öldüğünde yas tutarız. Siyahlara bürünürüz. Acımızı diğerleride duysun diye. Ölüm bir doğa yasasıdır. Amenna kabulümüzdür. Gerçi bir çok doğa yasasını insan kendi lehine çevirdi. Belki de sırada ölüm var. Asıl anlamadığım yaşayan birinin ardından yas tutmak. Geçenlerde sokağın birinde tanıdık bir kadına rastladım. Siyah bir fular bağlamış boynuna. “Hayırdır” dedim. Net hatırlamıyorum şimdi, geçmiş zaman oldu. Çocukluktan gelen bir ilişkisi varmış. Bir ara ayrılıp yeniden birleşmişler. Sonra bakmış ki adam canını sıkıyor. Kesmiş biletini adamın. “Yaşayan bir ölüdür, şimdi o” dedi. “E, fular” dedim. “Yaşayan ölü için” dedi. Sonrasında “Neylersin” “Hayatın yasaları” “Zamanı ıskalamak” dedi. Daha çok şey dedi, anımsamadığım. Afalladım her şey rituellerine uygundu. Sokağın sonuna vardığımda, aklıma bir muziplik düştü. Bir ilişki acı mı verdi. Kes ipini diğeri zombiye dönüşsün. Cenazesine git. Siyahlar giy. Sonuç:
Sanığı, tanığı ve yargıcı kendin olduğun bir mahkemede “beraat” le sonuçlanan bir karar. Yerseniz.

1 Nisan 2015

Kendine zarar verme ya da eşyalara zarar verme basit bir sinirlilik hali olarak değerlendirilmemelidir. Kendine ya da eşyalara zarar verme, öfke patlamaları bir ruhsal hastalık belirtisidir. Normal bir davranış ya da tepki değildir. Bu türden tepki ya da davranışlar ağırlıkla depresyon hastalığında gözlenir. Yüzlerine ya da kafalarına elleri ile vurabilir, kendilerini ısırabilirler. Ellerine geçen eşyaları yere atabilir, karşıdakine fırlatabilirler. Başını ya da ellerini duvarlara ya da kapıya vurabilirler.

Kendine eşyalara yada karşıdaki kişiye zarar verici davranışları olan kişiler kendilerini kontrol edemezler. Bazen yaptıkları davranışlardan dolayı kendilerini suçlayabilir bazende tepkilerinde haklı olduklarını öne sürebilirler. Her iki durumda da davranış devam edecektir. Bu nedenle bu türden davranış sergileyen kişiler ve birlikte yaşadığı insanlar uyanık olmalıdırlar.

Ağırlıkla depresyon hastalığına bağlı olan bu davranışlar için bir uzman yardımı gerekmektedir. Kendine eşyalara yada diğer insanlara zarar verici davranışlarda bulunan kişilerde depresyon hastalığında gözlenen tespit edilen aşağıdaki diğer ruhsal rahatsızlık belirtilerine de dikkat edilmelidir.

  • Kişi ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) kendisini yorgun ve enerjisi azalmış gibi hissetmektedir, başka zaman kolaylıkla yapabildiği günlük işlerini ya da işini artık kendini zorlayarak yapabilmektedir.
  • Günlük işlerini (ev temizliği alışveriş vb.), işini ya da sosyal ilişkilerini ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) sürdürmekle ilgili bir isteksizlik mevcut olmasına karşılık bu tip aktiviteleri görev ve zorunluluk olduğu için yerine getirmektedir.
  • Hastaların bir kısmı ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) havanın basık olduğu dönemlerde kendini daha kötü hissettiğini belirtmektedirler.
  • Sıkıntı ve üzüntü verecek konulara ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) takılıp kalma. Hastanın bu tür konulardan uzaklaşma isteği ve çabası olmasına karşılık bunu başaramama
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) endişe ve karamsarlık hali mevcuttur. Hasta yakınları, sürekli olumlu telkinlerde bulunmalarına karşılık hastanın bu ruh halinden çıkamadıklarını söylemektedirler. Bazen hastanın kendiside endişe edecek ya da üzülecek bir durum olmamasına, iyi bir aile ve iyi bir eşe sahip olmalarına, parasal sorunları olmamalarına rağmen neden böyle hissettiklerini anlayamadıklarını belirtmektedirler.
  • Hareketlerde ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) bir yavaşlama, dalıp gitmeler, dalgınlık halleri.
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) unutkanlık, dikkatini bir konuya vermede güçlük (Hasta ve yakınları unutkanlık halinin son zamanlarda arttığını geçmişte böyle sorunları olmadığını söylemektedir).
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) veyahut sürekli alkol, esrar, kokain gibi maddeleri kullanmaya eğilim
  • İştah ve uykuda ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) artma ya da azalma şeklinde değişiklikler. Gün içinde uyku uyumaya eğilimli olma. Depresif dönem günler ya da aylar sürdüğünde hasta, uykuya dalamamaktan sık sık uyanmaktan yakınabilmektedir. Uyusa bile uykusunu alamadığından şikâyetçi olabilmektedir. Kilo kaybı ya da kilo artışları hastanın yakındığı konular arasındadır.
  • Hasta ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) ağzının tadının kalmadığını ne yese tat alamadığını söyleyebilmektedir.
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) kalabalıklarda sıkılma
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) seslere tahammülsüzlük
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) ağlama krizleri
  • Çekingen davranışlar sergileme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Başını alıp uzaklara gitmek istediğini belirtme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklından bir an için intihar düşüncesinin geçmesi[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Öfke nöbetleri [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • İnsanlara ya da eşyalara zarar verme isteği [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklından uzaklaştıramadığı takıntılı düşünceler. Geçmişe ya da geçmişte yaşanılanlara ya da bugünlerde yaşanılan sıkıntı veren konulara abartılı bir biçimde takılıp kalma. Hastalar bu durumu kasetin geri saymasına ya da bozuk plağın hep aynı yeri çalmasına benzetmektedirler. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Nedensiz bir korku ve heyecan [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Evham ya da diğer bir deyişle abartılı yersiz düşünceler [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklını yitireceği ya da delireceği korkusu [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kalp krizi geçireceği, felç olacağı, düşüp bayılacağı ya da nefessiz kalacağı korkusu yaşama [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Yalnız dışarı çıkamama ya da yalnız kalamama [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kötü bir hastalığı ya da kanser olduğun ilişkin zihni meşgul eden düşünce ve korkular içinde bulunma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ani parlama, öfke patlamaları, insanlara ya da evdeki eşyalara zarar verebilme (bu dönemde yasal suç işleyebilme olasılığı artmaktadır). [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Anlık kendine zarar verme diğer bir deyişle intihar etme isteği ortaya çıkabilmektedir. Hasta[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)] çoğunlukla anlık gelen ve kısa süren bu intihar etme isteğinin önüne (Çocuklarını ailesini ya da bu durumun geçiciliğini düşünerek) geçebilmektedir. Fakat yinede azımsanmaması gereken büyük bir çoğunluk sıkıntı veren ve bitmeyecekmiş gibi gelen bu ruh haline son vermek için intihar etmektedir.
  • Sürekli bir iç sıkıntısı ve gezinme isteği. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kendisine yönelik olsun ya da olmasın yapılan davranış ya da sözler karşısında, tepki verme, alınganlık gösterme. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Hayatı sıkıntı verici ya da boş olarak algılama. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Yaşanan olaylardan kendini sorumlu tutma
  • Karar vermede güçlük, anımsamada zorluk [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Konsantrasyonda azalma[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Her şeyi olumsuz yanından görme, hayatı donuk ve cansız bir yer olarak algılama. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Beyninin durduğu ya da çalışmadığı hissini yaşama. Her şeyi geç olarak algıladığı hissini yaşama [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Karasızlık durumuna girip karar alınması gereken durumları ortada bırakma ( iş, özel ilişkiler vb) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kendini değersiz işe yaramaz ya da suçlu hissetme ( gerçekte böyle hissetmesini gerektirecek hiçbir şey olmamasına karşılık) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kendine güvensizlik [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Cinsel isteksizlik [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Erken boşalma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kadında cinsel ilişkiye geçme korkusu (cinsel birleşmenin ağrılı olacağı korkusuyla cinsel ilişkiden ve yakınlaşmadan çekinme) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kekemelik [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kalabalıklar ve yabancı topluluklar karşısında[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)] çekingenlik, heyecan ve huzursuzluk duyma (sosyal fobi olarak bilinen durum)
  • Yazılı ve sözlü sınavlarda aşırı heyecan duyma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Topluluklar karşısında konuşmaktan çekinme[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklından uzaklaştırmakta zorluk çektiği ve rahatsızlık veren takıntılı düşünceler içinde bulunma (kirlilik, temizlik ya da cinsellikle ilgili olabilen takıntılar) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]

Psikiyatri dışındaki branş dalları tarafından fiziksel bir hastalığa bağlı olmadığı belirtilen ve depresyon döneminde görülebilen bedensel rahatsızlıklar;

  • Baş dönmesi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Sersemlik hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Göğüste sıkışma hissi ya da nefes darlığı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Boğazda düğümlenme hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kalp çarpıntıları [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Mide ağrıları, şişkinlik hissi bulantı ve kusmalar [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Vücutta yaygın kaşıntı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Sık idrar çıkma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ellerde, kollarda, ayaklarda ve vücutta şişlik hissi, elleri kapamada güçlük[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aşırı terleme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Vücutta yaygın bir şekilde uyuşma ve damarlarda çekilme hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Konuşma güçlüğü [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ses kısıklığı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kulak çınlaması [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kekeleme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kaslarda kasılma hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Bayılmalar[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Bacaklarda huzursuzluk hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kaşıntı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Özellikle kol ve bacaklarda üşüme hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ateş basmaları [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Baş ağrıları [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Boyun, omuz, sırt ve bacaklarda kendini gösteren yaygın ağrılar (fibromiyalji olarak bilinen hastalık) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]

Kendine çevresindeki eşyalara ve diğer insanlara zarar verici davranislar da bulunan kişilerde yukardaki belirtilerde agirlikli olarak birlikte bulunur.

Tedavi

Tedavi kendine çevresindeki eşyalara ve diğer insanlara zarar veren kişilerin ruhsal hastaliklarinin tedavisi ile gerçekleşir. Tedavide ilac tedavisi ve psikoterapi ya birlikte ya da ayri ayri uygulanir.

1 Nisan 2015

Bir hayat kavgası yalanıdır gidiyor. Ayakta kalma mücadelesi de deniyor buna. Oysa galibi ve mağlubü belli olan bir savaş bu. Savaş gerçekte genler arasında ceryan ediyor. Geni genine yetene bir savaş yani.

1 Nisan 2015

Bir insanat bahçesinde yaşıyoruz. Hayvanlardan daha beter. Hiç olmazsa orada doğa yasaları geçerli. Burada yasalar yasa koyucuların gücü ile sınırlı. Güçten düştüğünde yasada düşüyor. Hayvanat aleminde bir süreklilik var. Hadi olmadı “Hayvan” deyip geçiyosun. İnsanat dünyasında “İnsan” deyip geçemiyorsun. İnsansın ya atfedilenler ne olacak? Her köşe başı hüsran, her kavşak hayal kırıklığı. İnsan hayvanlar alemindeki en med cezir canlı. Sözüne güvenilmez. Kedilerin miyavlamalarının bir rengi var. Ya çoğunluğu insanlığın.

1 Nisan 2015

Sertleşme eksikliği olarak ta bilinen erektil disfonksiyon ağırlıkla ruhsal kaynaklı bir sorundur. Ürolojik (bevliye) kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri kalıcı ve süreklidir. Oysa ruhsal kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri ara ara düzelmelerle seyreder. Sertleşme eksikliği çoğunlukla erken boşalma sorunu ile birliktedir.

Sertleşme eksikliği sorunundan yakınan erkekler aynı zamanda cinsel istek duymamaktan da şikâyetçidirler. Bu isteksizlik sadece kendi eşlerine karşı değil diğer tüm kadınlara karşı da böyledir. Cinsel isteksizliğin sertleşme sorununun başlangıcında da var olduğunu söyleyen erkekler olduğu gibi, son zamanlar da geliştiğini söyleyen erkeklerde mevcuttur.

Erkekte sertleşme eksikliği, cinsel isteksizlik ve erken boşalma sorunu başka bir ruhsal hastalık mevcut olamadan tek başına var olamaz. Çoğunlukla ruhsal sıkıntıların sertleşme eksikliği, erken boşalma ya da cinsel isteksizlik sonrası geliştiği düşünülmektedir. Oysa bu düşüncenin aksine sertleşme eksikliği ya da erkekteki diğer cinsel sorunlar zaten var ve mevcut olan ruhsal sıkıntılara eklenmektedir. Sertleşme eksikliği çoğunlukla genel bir isteksizlik, halsizlik, asabiyet, alınganlık, gerekli gereksiz birçok konuya saatlerce ve günlerce takılma, karamsarlık, mutsuzluk, yersiz kuruntu ve endişeler, anlamsız ve yersiz korkular ile birlikte seyretmektedir. Diğer bir deyişle sertleşme eksikliği depresyon adı verilen ve zaten mevcut olan ruhsal hastalığa eklenen bir rahatsızlıktır.

Sertleşme eksikliğinden yakınan erkekler çoğunlukla birleşme öncesine kadar setliğin sürdüğünü birleşme aşamasına gelindiğinde birden bire penislerinin söndüğünden yakınırlar. Bir gurup erkekte sertleşmenin hiçbir şekilde gerçekleşmediğinden söz ederler.

Sertleşme Eksikliğinin Nedeni Nedir?

Sertleşme eksikliği sabah sertliği mevcutsa ya da ara ara sertlik istenilen ve beklenilen kıvamda oluşuyor ama birleşme öncesinde sönüyorsa yüz de yüze yakın oranda ruhsal kaynaklıdır. Sertleşme eksikliği ruhsal kaynaklı ise bu ağrılıkla depresyondur. Unutulmaması gereken en önemli bilgi sertleşme eksikliğine bağlı olarak depresyon oluşmadığı zaten mevcut ve sürmekte olan depresyona sertleşme eksikliğinin eklendiğidir. Sertleşme eksikliği en fazla var olan depresyonu şiddetlendirebilir, hepsi bu kadar.

Sertleşme Eksikliğinin Tedavisi

Sertleşme eksikliğinin tedavisinde psikoterapi ve medikal (ilaç) tedavi birlikte uygulanır. İlaç tedavisi orta ve ağır depresif atakları kontrol altına almak için uygulanır. Psikoterapideki amaç ise sertleşme eksikliği ile oluşan kaotik ruh halini yerine oturtmaktır. Kişinin beyninin endişesiz bir şekilde yeniden cinselliğe odaklanmasını sağlamaktır. Ağırlıkla cinsel egzersizlerden oluşan ev ödevleri cinsel terapinin ana çatısını oluşturur.

1 Nisan 2015

Aşağıda hep var olagelen ya da diğer bir deyişle geçmişten beri süregelen cinsel isteksizlik problemi olan bir kadını konuşacağız. Bu kadının anlattıklarında, dikkatinizi vermeniz gereken ana nokta, cinsel isteksizlik sorununu sanki hep öyleymiş gibi anlatması ve algılamasıdır.

“ Üç yıllık bir evliliğimiz var. Son bir yıldır kendimi sürekli gergin hissediyorum. Eşimin her söylediği ya da yaptığı davranış beni öfkelendiriyor. Beni anlamadığını düşünüyorum. Sürekli üzerime geldiği hissini yaşıyorum. Beni çıldırtacak ne varsa yapıyor. Yeteri kadar zaman ayırmıyor. Benim sorunum kocamla, o düzelirse bende düzelirim. Bana dokunmasını istemiyorum. Cinsellik mi? Asla! Değil sarılmasına yanıma yanaşmasına dahi tahammül edemiyorum. İlişkimiz daha fazla bozulmasın diye cinsel benimle yatmasını engelleyecek ortamlar yaratmaya çalışıyorum. Cinsel isteksizliğim son üç aydır iyice belirginleşti. Bazen onu kırmamak için katlandığım oluyor. Cinsel birleşmenin bir an önce bitmesi için inanın Allah’a yalvardığım oluyor. Her kadın böyle şeyler yaşar mı? Bilmiyorum. İki lafı bir araya getiremez olduk. Zaman zaman acaba bu ilişkiyi bitirsem mi? Diye düşündüğüm oluyor. Hem ona hem bana yazık. Bir yaşında bir kızımız var. İnanın o olmasa ayrılmayı belki daha fazla düşünürdüm. Cinsellikle ilgili yazılar erotik filmler hiç biri ama hiç biri benim ilgimi çekmiyor. Sorun bende mi? Diye düşündüğüm oluyor. Aslına bakarsanız tüm anlaşmazlığımıza ve cinsel sorunumuza rağmen onu seviyorum.”

Cinsel isteksizlik sorunuyla psikiyatristlere gelen kadın sayısı hayli fazla. Toplumda böylesi bir problemi olup da gelemeyenler ise gelenlerden çok daha büyük bir oranda mevcut. Hep aynı şey oluyor. Kadın ya da erkek her kim olursa olsun psikiyatriste artık yapacakları bir şeyleri kalmadığında geliyorlar. Yani tükenme noktalarında. Bu denli geç kalmalarında bir neden de yaşadıkları sorun neyle ilgili olursa olsun o sorunun kendileriyle ilgili-beyinleriyle- yanlarını görememelerinden kaynaklanıyor olabilir.

Yukarıdaki kadın örneği üzerinden konuşalım. Anlattıklarından şöyle bir hisse kapılabiliriz, her gün ve günün tamamında cinsel isteksizlik sorunu sürmektedir. Oysa dikkatli sorguladığımızda hiç de öyle olmadığını görürüz. Bu sorunun bazen yaşandığı bazen yaşanmadığını anlarız. Gerçekte, bariz bir sorun olmadığı sürece kadın ya da erkek birbirlerine karşı cinsel ve duygusal ilgilerini yitirmezler. Bir şartla, ilk andan beri çekici bulmamak koşulu ile.

Bu bariz sorunlar neler olabilir;

Eşlerden birinin uyguladığı şiddet diğeri tarafından nefret ve öfkeyle karşılanıyorsa

Eşlerden birinin cinselliği yaşama tarzı diğerini ters geliyor ve sıkıntı yaratıyorsa

Eşlerden biri ya da her ikisi cinsel isteksizlik yaratma potansiyeli olan bir yapıda olabilir.

İlk iki durumda eş ya da partnerlerden diğeri zaten kendi ilişkisi dışındaki cinsel uyaranlar karşısında heyecanlanmaya devam edecektir. Bu da bize cinsel isteksizliğin sorunu yaşayan kişiyle değil de karşıdaki kişiyle ilgili olduğunu gösterecektir. Yani eş ya da partner değiştiğinde sorun ortadan kalkacak demektir.

Bariz neden olarak saydığımız sonuncu neden ise cinsel isteksizlik yaratma potansiyeli olan yapıyla ilgilidir. Yani bu şu demek; bazı yapılar var ki, onlar cinsel isteksizlik rezervleriyle doğuyorlar. Günün birinde patlak verebilecek ve ilişkiyi sıkıntıya sokabilecek bir rezerv bu. Lafın kısası bazı yapılar-beyinler saatli bomba düzenekleriyle doğuyorlar. Zamanı geldiğinde de bu düzenek harekete geçiyor. Bombanın patlama zamanını üzerine etki eden yaşam olayları var mı? Bana sorarsanız, yok! Sorunu yaşayan kişiye sorduğumuzda, yukarıdaki örnekte olduğu gibi partneri ya da eşinin tutum ve davranışlarıdır. Bu tip sorun yaşayan çiftlerin terapilerin de çoğunlukla diğer partnerin ya da eşin yapısal (davranışlarıyla ilgili) bir sorunu olmadığını fark ederim. Bu noktayı belirtmekteki amacım, sorunu yaşayan kadın ya da erkeğin algısındaki çarpıklıktır. Yani negatife odaklı his ve düşünceler birinin diğerini doğru ve sağlıklı algılamasını engellemektedir.

Peki, ağırlıklı olarak hangi tip yapılarda ileride cinsel bir sorun (cinsel isteksizlik, cinsellikten tiksinme, sertleşme eksikliği ya da vajinismus dediğimiz kadının cinsel ilişkiye izin vermemesiyle karakterize bir cinsel problem) çıkabilme olasılığı vardır.

Sokaktaki insanları ikiye ayırabilirsiniz. A yapısında olanlar ve B yapısında olanlar. A yapısında olanların doğuştan kare şeklinde beyinleri olsun. B yapısında olanlarında yine doğuştan üçgen şeklinde beyinleri olsun. Benzetmeye devam edersek, kare beyine sahip insanların inişli çıkışlı ya da dalgalı davranış özellikleri gösterdiğini, üçgen beyine sahip insanlarında istikrarlı ya da orta karar diyebileceğimiz davranış özellikleri sergilediklerini varsayalım. Toplumda kare beyine sahip insanların her 10 kişiden 4’ünü, üçgen beyine sahip insanlarında aynı şekilde her 10 kişiden 6’sını oluşturduğunu düşünebiliriz.

Kare beyine sahip olduğu için inişli çıkışlı bir dünyaları olan kadın ve erkekler aynı zamanda, cinsel sorun geliştirebilme potansiyeline sahip olan gurubu oluşturmaktadır. Bu tespit bize yukarıdaki kadının cinsel isteksizliğinin nedeninin eşi olmadığını göstermektedir.

Ki aynı şekilde, kadının eşiyle ilişkilerinin yolunda gitmemesinin nedeninin de bu inişli çıkışlı yapı olma olasılığı yüksektir.

Şöyle bir soru sorabilirsiniz. Peki, neden ilişkinin başlangıcında değil de daha sonraları böylesi bir sorun ortaya çıktı. Benim açımdan cevabı olan bir sorudur bu. Aynı zamanda sık karşılaştığım bir sorudur. Ben bilirim ki, soruyu soranın amacı bilgi edinmekten daha çok ilişkide yaşanan sorunlara dikkat çekmektir.

Dalgalı yapıların doğuştan var olageldiğini yukarıda benzetmelerle anlatmaya alıştım. Bir benzetme daha yapacağım. Diyelim ki sizin hayatınız bir kayık, siz de o hayatı götüren dalgalarsınız. Dalgalar yavaş ve hafif olduğunda kayıkta yani hayatta dengede kalarak ilerlemeye devam ediyor. Dalgalar şiddetlenirse kayığın denizde ters dönme diğer bir deyişle alabora olma ihtimali artacaktır. Yani hayatınız aksayacaktır. İşler yolunda gitmeyecektir. Ve bilmelisiniz ki dalgaları şiddetlenmesine neden, dışarıda çıkan rüzgâr ya da fırtına değildir. Fırtına beyinde kopmaktadır. Sinir hücrelerinde ve sinirler arasındadır fırtına. Başka bir yerde değil.

Aslına bakarsanız yukarıdaki örnekteki kadında cinsel isteksizliğin yanı sıra dönem dönem sıkıntı, hayata karşı genel bir isteksizlik, her şeyi büyütme, yorgunluk, uyku sorunları, ani öfke patlamaları da beklenen yakınmalardır. Dönem dönem dememizin nedeni inişli çıkışlı yapının iniş dönemlerinde bu rahatsızlıların yaşanıyor olmasındandır. Çıkışta bir sorun ama psikiyatriste kimse “ben iyiyim galiba bende bir sorun var, bu iyi durumumu bir tedavi eder misiniz” diye gelmiyor.

Cinsel isteksizlik sorunları ağırlıkla psikiyatriyi ilgilendiren sorunlardır. Erken boşalma, vajinismus sorunlarında olduğu gibi. Bu tipten sorunlar yaşandığında, sorunun nedenini başka yerlerde aramayıp zaman kaybetmeden bir psikiyatristle görüşmek en doğru karar olacaktır.

1 Nisan 2015

İnsan beyni beyaz bir sayfadır. Ne yazarsan o, diyorlar ya. Yine aynı zevatlar doğru ya da yanlış koşullandırmalar, deneyimler, öğrenilmişlikler bu beyaz sayfadaki karalamalardır diye bas bas bağırıyorlar. Oysa aşağıda örnekleyeceğim düşünce kalıplarının betonuda genlerle atılmıştır. “Ya çocuğuma bir şey olursa”, “Ne sanıyor bu adam kendini”, “Sanıyorum başaramıcam”, “Beni dışlayacaklar”,”Bana meydan okuyor bu kadın”, Her şey ters gidecek”, “Her şey belli bir plan dahikinde olmalı”, “Ya onlarıda kaybedersem”, “Ben çok çirkinim”, “Ben bunu hak etmedim”. Daha bir sürü böylesi düşünce şablonları ile dünyaya geliriz. Sonrada bunları genel geçer doğrular olarak kabul ederiz. Ve bu şablonlar hayatımıza yön verir. Şablonlar ya hayatı zindan eder, ya da doğamıza uygun kapılar aralar bize

1 Nisan 2015

Eğer, bir ilişkide en temel korkunuz, terk edilmekse, seçiminizi kişisel ya da değil eşyalarını, atamayanlardan seçeceksiniz. Örnek mi; kravat, saat ne bileyim ayakkabılarını sittim sene atamayanlar var. Üstelik giymedikleri kullanmadıkları halde. Böyleleri için, sizde bir eşya olduğunuzdan, güvenli limanlardasınız demektir. Artık denize açılabilirsiniz. Eşya gibi olmanın ya da bir ilişkide böyle algılanmanın, nasıl bir şey olduğunu, bize bir ara anlatırsınız artık.

1 Nisan 2015

Hani fare dağa küsmüş dağın haberi yok derler ya, iste onun gibi birsey. Hissedilenle mevcudun kopukluğu. Şu kuramcılar var ya, genellemeler yaparlar, kategorize ederler, şemalar icat ederler. Bir heves bir heves sorma gitsin. İnsana ve hayata ait her seyi bir formüller serisi ile açıklama manyaklığı. Bir anahtar keşfetme çılgınlığı. İnsana ait bir krizi adlandırma yarışı. Sokacaksın krize anahtarı çevireceksin gücün yettiğince sorun tanımlanmış olacak. Ve arkasından çözümler yağacak ahmaklığı. Her bir deli kuramcı kendi anahtar şablonlarını geliştirmiş. Kendi dar gerçekliklerinden hareket ederek. Karşımda iki çocuklu bir anne var. Sorunlu diye getirdiği cocukla ilgili bilgi veriyor. Sorunsuz olduğunu düşündüğü cocuk karşıdaki koltukta gözlerini kaçırarak nerde ise yere kapanacak vaziyette oturuyor. Anne duyduğu okuduğu yani etiketlendigi ne varsa bocalama döküyor, problemli olduğunu düşündüğü çocukla ilgili. Çocuğun üç gün önce babasını kaybettiğini içine kapandığını sessizleştiğini özgüven sorunları yaşadığını anlatıyor. Bu arada çocuk, hani sessiz ve özgüven sorunu olan çocuk, benim sırtıma çıkmış durumda. Bir başka hamle yapmak için kolumu aşağı çekiştirip duruyor. Annede “yapma oğlum” diye çıkışıyor. Öğretilenlerle,(deneyimlediklerimiz yada analiz ettiklerimizle değil) beynimize çiziktirilenlerle insana ait ne varsa bodoslama anlatıyoruz. Açıklamak için bile değil. Anlatarak gevşemek için bile değil, konuşmak için. -Kaygılı bir anne gece boyunca oğlunun nefes alış verişlerini kontrol edebiliyor. Oysa gün boyu çocuk doktorlarının “bir şeyi yok” demelerine rağmen. Beyninden geçen her düşünceyi gerçekmiş gibi algılayarak.-Çocuğa sorular soruyorum. Babanın yitimine dair. O hala masamdaki oyuncak kobra yılanına ulaşmaya çalışıyor. Bu arada kolumdaki güç tükenmek üzere. Anlıyorum ki anne bir kez bile sormamış. Anlamaya çalışmamış. Çocuğa ilişkin kendi beyninden geçenlerin doğruluğunu. Çoğunluk böyle yaşıyor. Kuramcılara bin selam! Keşke olmasaydınız. Tek kişilik hücrelerinizde koca bir insanlığı etiketlediniz. Vebalini biz çekiyoruz. Etiketlenenler bile değil.
Beynimizden geçenlerin doğruluğunu sınamadan geçen bir hayat. Çoğunluğun bir sıkıntısı yok bu duruma dair. Sıkıntı azınlıkta, bas gitsin diyemiyenlerde.