DOKTORLARIMIZ

Aşk: Bir kıpırtı ya da takıntı

0 1 Nisan 2015

Bir ilişkiyi ya da kişiyi niçin istediğinizi açıklayamıyorsanız aşık değilsiniz demektir. O kişiyi gördüğünüzde ya da düşündüğünüzde içinizde yükselen bir heyecan dalgası dışında bir açıklamanız yoksa aşık değilsiniz demektir. Ya da o kişiyi düşünmeden edemiyorsanız aklınızdan çıkaramıyorsanız ve yinede onu niçin istediğinize ilişkin bir açıklamanız yok ise aşık değilsiniz demektir. Böylesi bir durumdaysanız yol yakınken zaman yitirmeyin bir pskiyatriste müracaat edin derim.   Ağırlıkla depresyon hastalarında olmak üzere ruhsal rahatsızlıkların çoğu takıntılar, yersiz kuruntu ve endişeler, nedensiz heyecanlar, evhamlar ile elle tututulur gözle görülür hale gelirler. Evhamlar, kuruntular, takıntılar ve yersiz heyecanlar kişinin kendine ya da başkalarının o kişiye yaptığı açıklamalara rağmen geçmez, dinmez. Tekrar tekrar bozuk plak gibi yaşanmaya devam ederler. Beyin ruhsal hastalık ürettiğinde herhangi bir şeye sarar, bu bazen aile yakınları için yersiz bir endişelenme, bugün ya da geçmişte kalmış bir söz davranış ya da olaya takılıp kalma, evinin ya da vücudunun kirli olduğu ya da yeterli derecede temizlenmediği hissine kapılmada olduğu gibi. İşte bu beyin bazende bir kişiye takar ve niçin o kişi, neden o değilde bir başkası değil, onda ne b

0 1 Nisan 2015

Biri öldüğünde yas tutarız. Siyahlara bürünürüz. Acımızı diğerleride duysun diye. Ölüm bir doğa yasasıdır. Amenna kabulümüzdür. Gerçi bir çok doğa yasasını insan kendi lehine çevirdi. Belki de sırada ölüm var. Asıl anlamadığım yaşayan birinin ardından yas tutmak. Geçenlerde sokağın birinde tanıdık bir kadına rastladım. Siyah bir fular bağlamış boynuna. “Hayırdır” dedim. Net hatırlamıyorum şimdi, geçmiş zaman oldu. Çocukluktan gelen bir ilişkisi varmış. Bir ara ayrılıp yeniden birleşmişler. Sonra bakmış ki adam canını sıkıyor. Kesmiş biletini adamın. “Yaşayan bir ölüdür, şimdi o” dedi. “E, fular” dedim. “Yaşayan ölü için” dedi. Sonrasında “Neylersin” “Hayatın yasaları” “Zamanı ıskalamak” dedi. Daha çok şey dedi, anımsamadığım. Afalladım her şey rituellerine uygundu. Sokağın sonuna vardığımda, aklıma bir muziplik düştü. Bir ilişki acı mı verdi. Kes ipini diğeri zombiye dönüşsün. Cenazesine git. Siyahlar giy. Sonuç: Sanığı, tanığı ve yargıcı kendin olduğun bir mahkemede “beraat” le sonuçlanan bir karar. Yerseniz.

0 1 Nisan 2015

Kendine zarar verme ya da eşyalara zarar verme basit bir sinirlilik hali olarak değerlendirilmemelidir. Kendine ya da eşyalara zarar verme, öfke patlamaları bir ruhsal hastalık belirtisidir. Normal bir davranış ya da tepki değildir. Bu türden tepki ya da davranışlar ağırlıkla depresyon hastalığında gözlenir. Yüzlerine ya da kafalarına elleri ile vurabilir, kendilerini ısırabilirler. Ellerine geçen eşyaları yere atabilir, karşıdakine fırlatabilirler. Başını ya da ellerini duvarlara ya da kapıya vurabilirler. Kendine eşyalara yada karşıdaki kişiye zarar verici davranışları olan kişiler kendilerini kontrol edemezler. Bazen yaptıkları davranışlardan dolayı kendilerini suçlayabilir bazende tepkilerinde haklı olduklarını öne sürebilirler. Her iki durumda da davranış devam edecektir. Bu nedenle bu türden davranış sergileyen kişiler ve birlikte yaşadığı insanlar uyanık olmalıdırlar. Ağırlıkla depresyon hastalığına bağlı olan bu davranışlar için bir uzman yardımı gerekmektedir. Kendine eşyalara yada diğer insanlara zarar verici davranışlarda bulunan kişilerde depresyon hastalığında gözlenen tespit edilen aşağıdaki diğer ruhsal rahatsızlık belirtilerine de dikkat edilmelidir.

  • Kişi ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) kendisini yorgun ve enerjisi azalmış gibi hissetmektedir,

0 1 Nisan 2015

Bir hayat kavgası yalanıdır gidiyor. Ayakta kalma mücadelesi de deniyor buna. Oysa galibi ve mağlubü belli olan bir savaş bu. Savaş gerçekte genler arasında ceryan ediyor. Geni genine yetene bir savaş yani.

0 1 Nisan 2015

Bir insanat bahçesinde yaşıyoruz. Hayvanlardan daha beter. Hiç olmazsa orada doğa yasaları geçerli. Burada yasalar yasa koyucuların gücü ile sınırlı. Güçten düştüğünde yasada düşüyor. Hayvanat aleminde bir süreklilik var. Hadi olmadı “Hayvan” deyip geçiyosun. İnsanat dünyasında “İnsan” deyip geçemiyorsun. İnsansın ya atfedilenler ne olacak? Her köşe başı hüsran, her kavşak hayal kırıklığı. İnsan hayvanlar alemindeki en med cezir canlı. Sözüne güvenilmez. Kedilerin miyavlamalarının bir rengi var. Ya çoğunluğu insanlığın.

0 1 Nisan 2015

Sertleşme eksikliği olarak ta bilinen erektil disfonksiyon ağırlıkla ruhsal kaynaklı bir sorundur. Ürolojik (bevliye) kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri kalıcı ve süreklidir. Oysa ruhsal kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri ara ara düzelmelerle seyreder. Sertleşme eksikliği çoğunlukla erken boşalma sorunu ile birliktedir.

Sertleşme eksikliği sorunundan yakınan erkekler aynı zamanda cinsel istek duymamaktan da şikâyetçidirler. Bu isteksizlik sadece kendi eşlerine karşı değil diğer tüm kadınlara karşı da böyledir. Cinsel isteksizliğin sertleşme sorununun başlangıcında da var olduğunu söyleyen erkekler olduğu gibi, son zamanlar da geliştiğini söyleyen erkeklerde mevcuttur.

Erkekte sertleşme eksikliği, cinsel isteksizlik ve erken boşalma sorunu başka bir ruhsal hastalık mevcut olamadan tek başına var olamaz. Çoğunlukla ruhsal sıkıntıların sertleşme eksikliği, erken boşalma ya da cinsel isteksizlik sonrası geliştiği düşünülmektedir. Oysa bu düşüncenin aksine sertleşme eksikliği ya da erkekteki diğer cinsel sorunlar zaten var ve mevcut olan ruhsal sıkıntılara eklenmektedir. Sertleşme eksikliği çoğunlukla genel bir isteksizlik, halsizlik, asabiyet, alınganlık, gerekli gereksiz bir

0 1 Nisan 2015

Aşağıda hep var olagelen ya da diğer bir deyişle geçmişten beri süregelen cinsel isteksizlik problemi olan bir kadını konuşacağız. Bu kadının anlattıklarında, dikkatinizi vermeniz gereken ana nokta, cinsel isteksizlik sorununu sanki hep öyleymiş gibi anlatması ve algılamasıdır.

“ Üç yıllık bir evliliğimiz var. Son bir yıldır kendimi sürekli gergin hissediyorum. Eşimin her söylediği ya da yaptığı davranış beni öfkelendiriyor. Beni anlamadığını düşünüyorum. Sürekli üzerime geldiği hissini yaşıyorum. Beni çıldırtacak ne varsa yapıyor. Yeteri kadar zaman ayırmıyor. Benim sorunum kocamla, o düzelirse bende düzelirim. Bana dokunmasını istemiyorum. Cinsellik mi? Asla! Değil sarılmasına yanıma yanaşmasına dahi tahammül edemiyorum. İlişkimiz daha fazla bozulmasın diye cinsel benimle yatmasını engelleyecek ortamlar yaratmaya çalışıyorum. Cinsel isteksizliğim son üç aydır iyice belirginleşti. Bazen onu kırmamak için katlandığım oluyor. Cinsel birleşmenin bir an önce bitmesi için inanın Allah’a yalvardığım oluyor. Her kadın böyle şeyler yaşar mı? Bilmiyorum. İki lafı bir araya getiremez olduk. Zaman zaman acaba bu ilişkiyi bitirsem mi? Diye düşündüğüm oluyor. Hem ona hem bana yazık. Bir yaşında bir kı

0 1 Nisan 2015

İnsan beyni beyaz bir sayfadır. Ne yazarsan o, diyorlar ya. Yine aynı zevatlar doğru ya da yanlış koşullandırmalar, deneyimler, öğrenilmişlikler bu beyaz sayfadaki karalamalardır diye bas bas bağırıyorlar. Oysa aşağıda örnekleyeceğim düşünce kalıplarının betonuda genlerle atılmıştır. “Ya çocuğuma bir şey olursa”, “Ne sanıyor bu adam kendini”, “Sanıyorum başaramıcam”, “Beni dışlayacaklar”,”Bana meydan okuyor bu kadın”, Her şey ters gidecek”, “Her şey belli bir plan dahikinde olmalı”, “Ya onlarıda kaybedersem”, “Ben çok çirkinim”, “Ben bunu hak etmedim”. Daha bir sürü böylesi düşünce şablonları ile dünyaya geliriz. Sonrada bunları genel geçer doğrular olarak kabul ederiz. Ve bu şablonlar hayatımıza yön verir. Şablonlar ya hayatı zindan eder, ya da doğamıza uygun kapılar aralar bize

0 1 Nisan 2015

Eğer, bir ilişkide en temel korkunuz, terk edilmekse, seçiminizi kişisel ya da değil eşyalarını, atamayanlardan seçeceksiniz. Örnek mi; kravat, saat ne bileyim ayakkabılarını sittim sene atamayanlar var. Üstelik giymedikleri kullanmadıkları halde. Böyleleri için, sizde bir eşya olduğunuzdan, güvenli limanlardasınız demektir. Artık denize açılabilirsiniz. Eşya gibi olmanın ya da bir ilişkide böyle algılanmanın, nasıl bir şey olduğunu, bize bir ara anlatırsınız artık.

0 1 Nisan 2015

Hani fare dağa küsmüş dağın haberi yok derler ya, iste onun gibi birsey. Hissedilenle mevcudun kopukluğu. Şu kuramcılar var ya, genellemeler yaparlar, kategorize ederler, şemalar icat ederler. Bir heves bir heves sorma gitsin. İnsana ve hayata ait her seyi bir formüller serisi ile açıklama manyaklığı. Bir anahtar keşfetme çılgınlığı. İnsana ait bir krizi adlandırma yarışı. Sokacaksın krize anahtarı çevireceksin gücün yettiğince sorun tanımlanmış olacak. Ve arkasından çözümler yağacak ahmaklığı. Her bir deli kuramcı kendi anahtar şablonlarını geliştirmiş. Kendi dar gerçekliklerinden hareket ederek. Karşımda iki çocuklu bir anne var. Sorunlu diye getirdiği cocukla ilgili bilgi veriyor. Sorunsuz olduğunu düşündüğü cocuk karşıdaki koltukta gözlerini kaçırarak nerde ise yere kapanacak vaziyette oturuyor. Anne duyduğu okuduğu yani etiketlendigi ne varsa bocalama döküyor, problemli olduğunu düşündüğü çocukla ilgili. Çocuğun üç gün önce babasını kaybettiğini içine kapandığını sessizleştiğini özgüven sorunları yaşadığını anlatıyor. Bu arada çocuk, hani sessiz ve özgüven sorunu olan çocuk, benim sırtıma çıkmış durumda. Bir başka hamle yapmak için kolumu aşağı çekiştirip duruyor. Annede “yapma oğlum” diye çıkışıyor. Öğretilenler