DOKTORLARIMIZ

Vajinismus Nedir?

0 25 Aralık 2016

Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajina girişindeki kasların kasılması sonucunda cinsel birleşmenin imkansız ya da ağrılı hale gelmesi şeklinde tanımlanan rahatsızlıktır. Bu sırada bedenin başka bölgelerinde de kasılma görülebilir. Kadın bu esnada eşini istemsizce itebilir. Cinsel birleşme dışındaki cinsel aktivitelerle ilgili istek olmasına, cinsel olarak uyarılmakla ilgili sorun olmamasına ve bu aktivitelerden zevk alınabilmesine rağmen birleşme sağlanamaz. Uzun süre tedavi edilmeyen durumlarda istek ve uyarılma ile ilgili problemler de baş gösterip kadının cinsellikle ilgili algısı tümden olumsuz hale gelebilir. Vajinismus’ un birincil (primer) ve ikincil (sekonder) olmak üzere iki çeşidi vardır. Birincil vajinismus; genellikle ilk cinsel birleşme denemesinde veya jinekolojik muayene sırasında fark edilir ve kişinin hiç ağrısız ilişki yaşamaması durumudur. İkincil vajinismus ise; daha önceki cinsel birleşmelerde ilişkiyi engelleyen kasılmalar ve ağrılar olmamasına karşın bunların sonradan ortaya çıkmasıdır. Buna sarsıcı bir yaşantı veya cerrahi müdahale gibi bir durum sebep olabilir.

Vajina girişindeki kas grubu, isteğe bağlı kasılıp gevşetilebilen, cinsel ilişkiye hazır olunduğunda penisi içeri alabilecek şekilde genişleyen ve uzayan bir kas grub

0 21 Eylül 2016

Yeni bir başlangıç, şimdi okullu olduk…

Takvimlerin eylüle dönmesiyle birlikte geleceğimizi şekillendirecek çocuklar için okul sezonu da açılmış oldu. Türk eğitim sistemine göre 60-65 aylık çocuklar ebeveynlerinin isteği ile dilekçe vererek okula başlayabilmekteler. 66 aylıktan itibaren çocukların okula başlamaları zorunludur. Fakat burada da ay özelliklerine göre bazı farklılıklar söz konusudur. 66-68 ay arası çocuklar ebeveynlerinin dilekçesi ile, 69-71 aylık çocuklar ise doktor raporu ile okula başlamayabilir. 72 ay ve yukarısı için okula başlamak koşul her ne olursa olsun zorunludur. Görüldüğü üzere okula başlamak için genel kriter çocuğun yaşıdır. Peki bu yaşlarda çocuklarda ne gibi değişiklikler meydana geliyor ki çocuk okula başlamaya hazır hale geliyor? 72 aylıktan itibaren çocuklar fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişim açısından okula hazır hale gelmektedirler.

Bu üç alanda ne gibi değişikliklerin meydana geldiği ayrı ayrı açıklanacaktır. Fakat öncesinde, 5-6 yaş dönemini bilişsel gelişim kuramları çerçevesinde değerlendirmek yararlı olacaktır. 2-7 yaş arası döneme “işlem öncesi evre” denilmektedir. İşlem öncesi dönem de kendi içinde kavram öncesi dönem (2-4 yaş) ve sezgisel dönem (4-7 yaş) olmak üz

0 4 Nisan 2015

Okula devam etmemeyi istemek başka sey okula devam edememek başka şeydir. İlkinde çocuk ya da ergen okulu sıkıcı bulmakta ya da okumayı ve okulu sevmediğini söylemektedir. İkincisinde imkansızlıklar ya da baskılar nedeni ile çocuk ya da ergen okula gidememektedir. Benzer şekillerde de üniversite öğrencileri de üniversite hayatlarını sürdürememektedir.

Okul korkuları nasıl ki bir ruhsal rahatsızlık ise okulu sıkıcı bulmak ya da okulu istememekte büyük oranda bir ruhsal rahatsızlık belirtisidir.

Okula devamı zorlaştıran ruhsal rahatsızlıklar ağırlıkla hiperaktivite rahatsızlığı, depresyon hastalığı, manik depresif hastalık ve sosyal fobi olarak bilinen hastalıklardır.

Hiperaktivite (aşırı hareketlilik) olarak bilinen rahatsızlıkta yerinde duramama ve enerjiyi odaklayamama sorunu nedeni ile öğrenciler sorumluluklarını yerine getiremezler. Sürekli hareket halinde olmak zorunda hissetmeleri sınırlandırmalara karsi gerginleşmelerine neden olur. Plan ve program dahilinde hareket etmelerini güçleştirir. Engellemelere karşı tahammülsüz olmalarına yol acar. Okul yasamı bu çocuk ya da erişkinler için çok sikici bir yere dönüşür. Okulu sikici bulduklarını ve sevmediklerini ifade ederler. Gerçekte ise okul hiperaktivite rahatsızlığı olan ç

0 1 Nisan 2015

Bir ilişkiyi ya da kişiyi niçin istediğinizi açıklayamıyorsanız aşık değilsiniz demektir. O kişiyi gördüğünüzde ya da düşündüğünüzde içinizde yükselen bir heyecan dalgası dışında bir açıklamanız yoksa aşık değilsiniz demektir. Ya da o kişiyi düşünmeden edemiyorsanız aklınızdan çıkaramıyorsanız ve yinede onu niçin istediğinize ilişkin bir açıklamanız yok ise aşık değilsiniz demektir. Böylesi bir durumdaysanız yol yakınken zaman yitirmeyin bir pskiyatriste müracaat edin derim.   Ağırlıkla depresyon hastalarında olmak üzere ruhsal rahatsızlıkların çoğu takıntılar, yersiz kuruntu ve endişeler, nedensiz heyecanlar, evhamlar ile elle tututulur gözle görülür hale gelirler. Evhamlar, kuruntular, takıntılar ve yersiz heyecanlar kişinin kendine ya da başkalarının o kişiye yaptığı açıklamalara rağmen geçmez, dinmez. Tekrar tekrar bozuk plak gibi yaşanmaya devam ederler. Beyin ruhsal hastalık ürettiğinde herhangi bir şeye sarar, bu bazen aile yakınları için yersiz bir endişelenme, bugün ya da geçmişte kalmış bir söz davranış ya da olaya takılıp kalma, evinin ya da vücudunun kirli olduğu ya da yeterli derecede temizlenmediği hissine kapılmada olduğu gibi. İşte bu beyin bazende bir kişiye takar ve niçin o kişi, neden o değilde bir başkası değil, onda ne b

0 1 Nisan 2015

Biri öldüğünde yas tutarız. Siyahlara bürünürüz. Acımızı diğerleride duysun diye. Ölüm bir doğa yasasıdır. Amenna kabulümüzdür. Gerçi bir çok doğa yasasını insan kendi lehine çevirdi. Belki de sırada ölüm var. Asıl anlamadığım yaşayan birinin ardından yas tutmak. Geçenlerde sokağın birinde tanıdık bir kadına rastladım. Siyah bir fular bağlamış boynuna. “Hayırdır” dedim. Net hatırlamıyorum şimdi, geçmiş zaman oldu. Çocukluktan gelen bir ilişkisi varmış. Bir ara ayrılıp yeniden birleşmişler. Sonra bakmış ki adam canını sıkıyor. Kesmiş biletini adamın. “Yaşayan bir ölüdür, şimdi o” dedi. “E, fular” dedim. “Yaşayan ölü için” dedi. Sonrasında “Neylersin” “Hayatın yasaları” “Zamanı ıskalamak” dedi. Daha çok şey dedi, anımsamadığım. Afalladım her şey rituellerine uygundu. Sokağın sonuna vardığımda, aklıma bir muziplik düştü. Bir ilişki acı mı verdi. Kes ipini diğeri zombiye dönüşsün. Cenazesine git. Siyahlar giy. Sonuç: Sanığı, tanığı ve yargıcı kendin olduğun bir mahkemede “beraat” le sonuçlanan bir karar. Yerseniz.

0 1 Nisan 2015

Kendine zarar verme ya da eşyalara zarar verme basit bir sinirlilik hali olarak değerlendirilmemelidir. Kendine ya da eşyalara zarar verme, öfke patlamaları bir ruhsal hastalık belirtisidir. Normal bir davranış ya da tepki değildir. Bu türden tepki ya da davranışlar ağırlıkla depresyon hastalığında gözlenir. Yüzlerine ya da kafalarına elleri ile vurabilir, kendilerini ısırabilirler. Ellerine geçen eşyaları yere atabilir, karşıdakine fırlatabilirler. Başını ya da ellerini duvarlara ya da kapıya vurabilirler. Kendine eşyalara yada karşıdaki kişiye zarar verici davranışları olan kişiler kendilerini kontrol edemezler. Bazen yaptıkları davranışlardan dolayı kendilerini suçlayabilir bazende tepkilerinde haklı olduklarını öne sürebilirler. Her iki durumda da davranış devam edecektir. Bu nedenle bu türden davranış sergileyen kişiler ve birlikte yaşadığı insanlar uyanık olmalıdırlar. Ağırlıkla depresyon hastalığına bağlı olan bu davranışlar için bir uzman yardımı gerekmektedir. Kendine eşyalara yada diğer insanlara zarar verici davranışlarda bulunan kişilerde depresyon hastalığında gözlenen tespit edilen aşağıdaki diğer ruhsal rahatsızlık belirtilerine de dikkat edilmelidir.

  • Kişi ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) kendisini yorgun ve enerjisi azalmış gibi hissetmektedir,

0 1 Nisan 2015

Bir hayat kavgası yalanıdır gidiyor. Ayakta kalma mücadelesi de deniyor buna. Oysa galibi ve mağlubü belli olan bir savaş bu. Savaş gerçekte genler arasında ceryan ediyor. Geni genine yetene bir savaş yani.

0 1 Nisan 2015

Bir insanat bahçesinde yaşıyoruz. Hayvanlardan daha beter. Hiç olmazsa orada doğa yasaları geçerli. Burada yasalar yasa koyucuların gücü ile sınırlı. Güçten düştüğünde yasada düşüyor. Hayvanat aleminde bir süreklilik var. Hadi olmadı “Hayvan” deyip geçiyosun. İnsanat dünyasında “İnsan” deyip geçemiyorsun. İnsansın ya atfedilenler ne olacak? Her köşe başı hüsran, her kavşak hayal kırıklığı. İnsan hayvanlar alemindeki en med cezir canlı. Sözüne güvenilmez. Kedilerin miyavlamalarının bir rengi var. Ya çoğunluğu insanlığın.

0 1 Nisan 2015

Sertleşme eksikliği olarak ta bilinen erektil disfonksiyon ağırlıkla ruhsal kaynaklı bir sorundur. Ürolojik (bevliye) kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri kalıcı ve süreklidir. Oysa ruhsal kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri ara ara düzelmelerle seyreder. Sertleşme eksikliği çoğunlukla erken boşalma sorunu ile birliktedir.

Sertleşme eksikliği sorunundan yakınan erkekler aynı zamanda cinsel istek duymamaktan da şikâyetçidirler. Bu isteksizlik sadece kendi eşlerine karşı değil diğer tüm kadınlara karşı da böyledir. Cinsel isteksizliğin sertleşme sorununun başlangıcında da var olduğunu söyleyen erkekler olduğu gibi, son zamanlar da geliştiğini söyleyen erkeklerde mevcuttur.

Erkekte sertleşme eksikliği, cinsel isteksizlik ve erken boşalma sorunu başka bir ruhsal hastalık mevcut olamadan tek başına var olamaz. Çoğunlukla ruhsal sıkıntıların sertleşme eksikliği, erken boşalma ya da cinsel isteksizlik sonrası geliştiği düşünülmektedir. Oysa bu düşüncenin aksine sertleşme eksikliği ya da erkekteki diğer cinsel sorunlar zaten var ve mevcut olan ruhsal sıkıntılara eklenmektedir. Sertleşme eksikliği çoğunlukla genel bir isteksizlik, halsizlik, asabiyet, alınganlık, gerekli gereksiz bir

0 1 Nisan 2015

Aşağıda hep var olagelen ya da diğer bir deyişle geçmişten beri süregelen cinsel isteksizlik problemi olan bir kadını konuşacağız. Bu kadının anlattıklarında, dikkatinizi vermeniz gereken ana nokta, cinsel isteksizlik sorununu sanki hep öyleymiş gibi anlatması ve algılamasıdır.

“ Üç yıllık bir evliliğimiz var. Son bir yıldır kendimi sürekli gergin hissediyorum. Eşimin her söylediği ya da yaptığı davranış beni öfkelendiriyor. Beni anlamadığını düşünüyorum. Sürekli üzerime geldiği hissini yaşıyorum. Beni çıldırtacak ne varsa yapıyor. Yeteri kadar zaman ayırmıyor. Benim sorunum kocamla, o düzelirse bende düzelirim. Bana dokunmasını istemiyorum. Cinsellik mi? Asla! Değil sarılmasına yanıma yanaşmasına dahi tahammül edemiyorum. İlişkimiz daha fazla bozulmasın diye cinsel benimle yatmasını engelleyecek ortamlar yaratmaya çalışıyorum. Cinsel isteksizliğim son üç aydır iyice belirginleşti. Bazen onu kırmamak için katlandığım oluyor. Cinsel birleşmenin bir an önce bitmesi için inanın Allah’a yalvardığım oluyor. Her kadın böyle şeyler yaşar mı? Bilmiyorum. İki lafı bir araya getiremez olduk. Zaman zaman acaba bu ilişkiyi bitirsem mi? Diye düşündüğüm oluyor. Hem ona hem bana yazık. Bir yaşında bir kı