Doctor's Search

Vajinismus Nedir?

25 Aralık 2016

Vajinismus; cinsel birleşme sırasında vajina girişindeki kasların kasılması sonucunda cinsel birleşmenin imkansız ya da ağrılı hale gelmesi şeklinde tanımlanan rahatsızlıktır. Bu sırada bedenin başka bölgelerinde de kasılma görülebilir. Kadın bu esnada eşini istemsizce itebilir. Cinsel birleşme dışındaki cinsel aktivitelerle ilgili istek olmasına, cinsel olarak uyarılmakla ilgili sorun olmamasına ve bu aktivitelerden zevk alınabilmesine rağmen birleşme sağlanamaz. Uzun süre tedavi edilmeyen durumlarda istek ve uyarılma ile ilgili problemler de baş gösterip kadının cinsellikle ilgili algısı tümden olumsuz hale gelebilir. Vajinismus’ un birincil (primer) ve ikincil (sekonder) olmak üzere iki çeşidi vardır. Birincil vajinismus; genellikle ilk cinsel birleşme denemesinde veya jinekolojik muayene sırasında fark edilir ve kişinin hiç ağrısız ilişki yaşamaması durumudur. İkincil vajinismus ise; daha önceki cinsel birleşmelerde ilişkiyi engelleyen kasılmalar ve ağrılar olmamasına karşın bunların sonradan ortaya çıkmasıdır. Buna sarsıcı bir yaşantı veya cerrahi müdahale gibi bir durum sebep olabilir.

Vajina girişindeki kas grubu, isteğe bağlı kasılıp gevşetilebilen, cinsel ilişkiye hazır olunduğunda penisi içeri alabilecek şekilde genişleyen ve uzayan bir kas grubudur. Vajinismus problemine sahip kadınlarda diğer zamanlarda işlevini normal olarak yerine getiren bu kaslar “vajinadan içeri bir şey gireceği” ihtimali ortaya çıkınca beyinden komut alamaz hale gelir. Bazı durumlarda jinekolojik muayene veya tampon takma da korku ve kasılmaya sebep olurken bazen korku nesnesi sadece penistir.

Vajinismus problemine sahip kadınlarda vajinanın girişinde bir “duvar” olduğu hissi, kızlık zarının yırtılmasının çok acı vereceği, vajinanın fiziksel olarak ilişkiyi imkansız hale getirecek kadar küçük olduğu inancı yaygındır.

Bilinçaltındaki problemli düşünceler ve olumsuz koşullanmalar bu sorunun temel nedenidir. Bunlara da; cinsel eğitimde eksiklik, katı ahlaki değerlerle yetişmiş olmak, cinselliği kötü (ayıp, günah, pis…) bir şey olarak öğrenmek, güven eksikliği, iletişim sorunları, sorunlu anne-baba ilişkisi etki etmiş olabilir. Kaygıya sebep olan düşünceler kimi durumlarda belirgin, kimi durumlarda gizildir. Tez canlı, kaygılı, kontrolcü kişilik özelliklerine sahip kişilerde daha sık görülebilir.

Toplumumuzda evli bir çiftin yakınlarının, kendilerini onların ilişkileri ve –örneğin çocuk sahibi olmak gibi- kararları ile ilgili söz sahibi görmesi oldukça yaygındır. Bu, çiftte beklenti algısı ve baskı yaratabilir. Böylece kaygı artacaktır. Cinselliği sadece çocuk sahibi olmak için bir araç olarak görmek gebelikten kaçınmak için cinsel birleşmeden de kaçınmak gerektiği düşüncesini ortaya çıkarabilir. Aksi şekilde “Bir an önce çocuk yapmalıyım. Ya yapamazsak…” benzeri düşünceler de kaygıyı artırır.

TAVSİYELER

Çiftin, problemi değerlendirme biçimi çözüm üzerinde önemli rol oynar. Öncelikle bu sadece kadının değil çiftin sorunudur.

Erkeğin fazla kabullenici olması da, sorunu görmezden gelmesi de, bir uzmandan yardım almaksızın cinsel ilişki için zorlayıcı olması da sorunun büyümesine sebep olur. Cinsellik bir evliliğin ya da ilişkinin temel sebebi olmasa dahi hayatımızın bir parçasıdır. Kişiden kişiye önemi değişir ancak “Olmasa da olur.” diyerek yok sayılmamalıdır.

“Kafanda bitiyor.”, “Senin elinde; gayret etsen yaparsın.” gibi söylemler kadına anlaşılmadığı mesajını verir ve yalnız hissettirir. Ortak bir sorununuz olduğunu kabul edin, fark edin ama boyun eğmeyin. Sorunu değil, çözümü destekleyin.

Vajinismus, İletişim problemlerini, öfkeyi ve kıskançlığı artırabilir, ilişkiden alınan doyumu azaltabilir. Bununla beraber uzun süre tedavi edilmezse erkekte de -Erken Boşalma, Sertleşme v.b.- cinsel problemlere yol açabilir.

Kadın da erkek de bir profesyonelden yardım almayı kabul etmiyorsa çözüm için “üzerine düşeni” yapıyor sayılmaz. Bir başkasıyla bu kadar özelinizi paylaşmayı elbette istemeyebilirsiniz. Buradaki “başkası” nın bir profesyonel olması cesaretinizi artırmalıdır. Kendi kendimize her sorunumuzu çözemememiz gayet doğaldır. Hayatın çoğu alanında çıkmazda hissetmeyi beklemeden yardım alırız. Konu cinsellik olduğunda da tutumunuz bu yönde olursa çok daha hızlı, etkili ve kalıcı şekilde sıkıntınızın üstesinden gelebilirsiniz. Yardım alma kararı almak göstermeniz gereken en önemli cesarettir.

TEDAVİSİ

Bilişsel-Davranışçı Psikoterapi yöntemlerinden yararlanan “Cinsel Terapi” vajinismus tedavisi için en etkili ve kalıcı yöntemdir. Genel hatları belli, sistematik bir çalışmadır. Yıllar süren araştırmalarla en kesin hale getirilmiştir. Terapilere çift olarak katılmak çözümün kesinleşmesine büyük katkı yapar.

Çoğunlukla ilk seansta çiftten genel ve cinsel anlamda bilgi alınır. İkinci seanstan itibaren cinsellikle ve vajinismusla ilgili bilgilendirme yapılır, rahatlama teknikleri öğretilmeye, ev uygulamaları verilmeye başlanır. Bu uygulamalar cinsellikle ilgili doğru bilinen yanlışların saptanması ve giderilmesi, kadının bedenini anlaması ve daha iyi kontrol etmesi, çiftin birbirini daha iyi tanıması, uyumlarının artması gibi amaçlara yöneliktir. Tedavinin sonunda penisin “korku nesnesi” nden “haz nesnesi” ne çevrilmesi hedeflenir.

Cinsel Terapi sırasında fiziksel bir muayene yapılmaz ve çiftten terapi odasında, terapist gözetiminde herhangi bir uygulama yapmaları istenmez. Ev uygulamalarında hazır olmadığınız adımlar sizden beklenmez.

21 Eylül 2016

Yeni bir başlangıç, şimdi okullu olduk…

Takvimlerin eylüle dönmesiyle birlikte geleceğimizi şekillendirecek çocuklar için okul sezonu da açılmış oldu. Türk eğitim sistemine göre 60-65 aylık çocuklar ebeveynlerinin isteği ile dilekçe vererek okula başlayabilmekteler. 66 aylıktan itibaren çocukların okula başlamaları zorunludur. Fakat burada da ay özelliklerine göre bazı farklılıklar söz konusudur. 66-68 ay arası çocuklar ebeveynlerinin dilekçesi ile, 69-71 aylık çocuklar ise doktor raporu ile okula başlamayabilir. 72 ay ve yukarısı için okula başlamak koşul her ne olursa olsun zorunludur. Görüldüğü üzere okula başlamak için genel kriter çocuğun yaşıdır. Peki bu yaşlarda çocuklarda ne gibi değişiklikler meydana geliyor ki çocuk okula başlamaya hazır hale geliyor? 72 aylıktan itibaren çocuklar fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişim açısından okula hazır hale gelmektedirler.

Bu üç alanda ne gibi değişikliklerin meydana geldiği ayrı ayrı açıklanacaktır. Fakat öncesinde, 5-6 yaş dönemini bilişsel gelişim kuramları çerçevesinde değerlendirmek yararlı olacaktır. 2-7 yaş arası döneme “işlem öncesi evre” denilmektedir. İşlem öncesi dönem de kendi içinde kavram öncesi dönem (2-4 yaş) ve sezgisel dönem (4-7 yaş) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Okul öncesi ve okul dönemi tam olarak sezgisel döneme rastlamaktadır. Sezgisel dönemdeki çocuklar nesneleri özelliklerine göre gruplayabilmekte ve sıralayabilmektedir. Gruplama ve sıralama yapabilme yeteneği bilişsel gelişimle ilişkilidir. Okulun gerekliliği olan ince ve kaba motor hareketlerin yapılabilir durumda olması ise fiziksel gelişimle ilişkilidir. Okul dönemindeki çocuklar düğme ilikleme, ayakkabıları bağlayabilme, fermuar açıp kapatma, kalem tutma gibi ince motor beceri gerektiren görevleri yapabiliyor durumdadır. Bunlara ek olarak kaba motor beceriler olarak ifade edilen ayakta durma, koşma, denge gibi davranışların da yaş özelliklerine uyumlu olarak gelişmiş olması beklenmektedir. Son olarak sosyal ve psikolojik gelişimin de yaşa uygun şekilde oluşmuş olması beklenmektedir.

Peki her çocuk bu kriterleri sağlayıp okula huzurlu şekilde gidip gelebilmekte midir? Birçok çocuk okul korkusu ve farklı problemlerle karşı karşıya kalmaktadır. O halde ebeveynler ne zaman endişelenmelidir?

• Okula gitmeyi reddetme,

 

• Okula uyumla ilgili problemler,

 

• Akademik çalışmalara eşlik edememe,

 

• Otoriteye uymayı reddetme,

 

• Kuralları reddetme,

 

• Ebeveynlerden kopamama,

 

• Yaşıtları ile iletişim kuramama,

 

• Okulun olduğu günlerde fiziksel belirtilerin artması (karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı gibi)

 

• Uyku düzeninin değişmesi (normalden çok ya da az uyumak, gece kabuslarının artması gibi),

 

• İştahsızlık,

 

• Normale göre oldukça içe dönük, keyifsiz ve huzursuz olma,

 

• Öfke patlamaları,

 

• Yalnız kalma ve terk edilme korkularının başlaması,

 

• Ebeveynlere, “Ben yokken nereye gideceksiniz?”, “Okuldayken beni özlüyor musun?” “Ben okuldayken sana bir şey olur mu?”, “Eve geldiğimde sizi bulamazsam?”, “Beni okuldan almayı unutur musun?” gibi soruların artması.

Yukarıda ifade edilen maddelere bakıldığında çocuğun fiziksel ve bilişsel olarak hazır olmasının okula uyum açısından yüzde yüz başarı olarak kabul edilemeyeceği unutulmamalıdır. Çocuklar sosyal ve psikolojik açıdan da okula hazır halde olmalıdırlar. Çocuğunuzda yukarıda ifade edildiği gibi problem durumlar olduğunu düşünüyorsanız mutlaka bir uzmana danışmalısınız.

Uzman kadromuz çocuğunuzun psikolojik değerlendirmesini yaparak süreci kolaylaştırmaktadır. Çocuğunuzun bilişsel, fiziksel ve sosyal açıdan kendi yaş düzeyinde olup olmadığının ortaya koyulduğu DENVER gelişimsel değerlendirme testi ve çocuğunuzun akademik açıdan okula hazır olup olmadığının değerlendirildiği Metropolitan Okul Olgunluğu Testi merkezimizde yapılmaktadır.

Geleceğimizin mimarı çocuklarımız, hep güzel günlere yürüsünler…

4 Nisan 2015

Okula devam etmemeyi istemek başka sey okula devam edememek başka şeydir. İlkinde çocuk ya da ergen okulu sıkıcı bulmakta ya da okumayı ve okulu sevmediğini söylemektedir. İkincisinde imkansızlıklar ya da baskılar nedeni ile çocuk ya da ergen okula gidememektedir. Benzer şekillerde de üniversite öğrencileri de üniversite hayatlarını sürdürememektedir.

Okul korkuları nasıl ki bir ruhsal rahatsızlık ise okulu sıkıcı bulmak ya da okulu istememekte büyük oranda bir ruhsal rahatsızlık belirtisidir.

Okula devamı zorlaştıran ruhsal rahatsızlıklar ağırlıkla hiperaktivite rahatsızlığı, depresyon hastalığı, manik depresif hastalık ve sosyal fobi olarak bilinen hastalıklardır.

Hiperaktivite (aşırı hareketlilik) olarak bilinen rahatsızlıkta yerinde duramama ve enerjiyi odaklayamama sorunu nedeni ile öğrenciler sorumluluklarını yerine getiremezler. Sürekli hareket halinde olmak zorunda hissetmeleri sınırlandırmalara karsi gerginleşmelerine neden olur. Plan ve program dahilinde hareket etmelerini güçleştirir. Engellemelere karşı tahammülsüz olmalarına yol acar. Okul yasamı bu çocuk ya da erişkinler için çok sikici bir yere dönüşür. Okulu sikici bulduklarını ve sevmediklerini ifade ederler. Gerçekte ise okul hiperaktivite rahatsızlığı olan çocuklar için bir hapishaneden farksızdır. Baskı altında gibi hissederler kendilerini.

Depresyon hastalığında okula karşı isteksizliğin yansıra genel bir isteksizlikte vardır. Depresyon hastalığı gün içinde değişik saatlerde yaşanabilmektedir. Bir grup çocuk ya da ergende hastalık sabah ile öğlen arasında sürerken bir grup çocukta ise öğlen ya da aksam saatlerinde sürmektedir. Depresyon hastalığı olan öğrenciler sabah kalkmakta güçlük çekmektedirler. Uykularını alamadığı hissini yasamakta ya da sabahları yorgun kalkıp kendilerini gelmekte güçlük çekmekten yakınmaktadırlar. Sabah depresyonlarında isteksizliğin yani sıra ani çıkışlar ve öfkelenmelerde yaşanabilmektedir. Sabahları olabilen iştahsızlık ve gergin davranışlar da depresyon hastalığı belirtileri arasındadır. Sabah depresyonu yasayan öğrenciler sabahları okula gitmek istememektedirler.

Depresyon hastalığı öğlen saatlerinde olan öğrenciler ise bulundukları yer her neresi ise oradan uzaklaşmak istediklerinden okulu kırarlar. Ya dışarıda zaman geçirir ya da eve gelirler.

Depresyon hastalığını aksam ya da gece yasayan öğrenciler aksam eve geldiklerinde ders çalışmak istemeyebilirler.

Manik depresif hastalık olarak bilinen hastalığın değişik tipleri vardır. Bu tiplerden bazılarında hipomanik ataklar bilinen donemler vardır. Bu dönemlerde bir enerji artışı ve hareketlilik, isteklerde ısrarcılık, sürekli bir şeyler anlatma, söz kesme davranışları, hesapsız davranışlar gözlenir. Bu donemde ders çalışma isteğinde artış olabileceği gibi tam zıddı bir bicimde enerjiyi denetleyememe sonucu oyuna ya da bos vakit geçirip eğlenmeye odaklı bir hareketlilik söz konusu olabilir. Bu nedenle de okul sikici bir yere dönüşür.

Sosyal fobi de ise topluluklar içinde ve karşısında yaşanan huzursuzluk ya da sıkıntılı durum kişiyi bu türden kalabalıklardan uzaklaştırmaya yitmektedir. Hal böyle olunca sosyal fobik öğrencide bu huzursuzluğa katlanmak istemediği için okula gitmek istemeyebilecektir.

Ruhsal rahatsızlıklar genetik kökenli rahatsızlıklardır. Ve hayatin bir anında eğitimi , isi, ilişkileri ve hayat kalitesini etkileyecek hale gelebilmektedirler. Yasla birlikte artabilmekte ya da karakter değiştirebilmektedir. Sorunlar belirginleşmekte ya da daha önceden var olmayan yeni ve rahatsız edici davranışlar ortaya çıkabilmektedir.

Ruhsal hastalıklar tedavi edilebilen rahatsızlıklardır. Bu nedenle okula karsı isteksizlik ya da ilgi kaybı başladığında buna neden olan hastalığın tedavisi okula devamı sağlayacaktır.

1 Nisan 2015

Bir ilişkiyi ya da kişiyi niçin istediğinizi açıklayamıyorsanız aşık değilsiniz demektir. O kişiyi gördüğünüzde ya da düşündüğünüzde içinizde yükselen bir heyecan dalgası dışında bir açıklamanız yoksa aşık değilsiniz demektir. Ya da o kişiyi düşünmeden edemiyorsanız aklınızdan çıkaramıyorsanız ve yinede onu niçin istediğinize ilişkin bir açıklamanız yok ise aşık değilsiniz demektir. Böylesi bir durumdaysanız yol yakınken zaman yitirmeyin bir pskiyatriste müracaat edin derim.

 

Ağırlıkla depresyon hastalarında olmak üzere ruhsal rahatsızlıkların çoğu takıntılar, yersiz kuruntu ve endişeler, nedensiz heyecanlar, evhamlar ile elle tututulur gözle görülür hale gelirler. Evhamlar, kuruntular, takıntılar ve yersiz heyecanlar kişinin kendine ya da başkalarının o kişiye yaptığı açıklamalara rağmen geçmez, dinmez. Tekrar tekrar bozuk plak gibi yaşanmaya devam ederler. Beyin ruhsal hastalık ürettiğinde herhangi bir şeye sarar, bu bazen aile yakınları için yersiz bir endişelenme, bugün ya da geçmişte kalmış bir söz davranış ya da olaya takılıp kalma, evinin ya da vücudunun kirli olduğu ya da yeterli derecede temizlenmediği hissine kapılmada olduğu gibi. İşte bu beyin bazende bir kişiye takar ve niçin o kişi, neden o değilde bir başkası değil, onda ne buluyorsun, onunla olmak ne demek, onla olduğunda ne olacak, onunla olmanın sana katkısı ne diye sorulduğunda afallıyorsa bu beyin aşk değil ruhsal sıkıntı üretiyor demektir. Karşılık göremeyen aşklar moral bozukluğuna neden olurlar. Moral bozukluğu geliştiricidir. Araştırmaya sorgulamaya yol açar. Kişi kendini ve karşıdakini sorgular. Hayatı sorgular. Eksikliklerini ve güçlü yanlarını keşfeder.

 

Oysa nedensiz heyecan ve nedensiz takıntı olarak aşk bir ruhsal hastalık belirtisinden ibarettir. Keza aşık olduğunu söyleyen kişi depresyonun diğer belirtilerinide yaşar.

 

Nedir onlar? Gün içinde ya da bir kaç gün aralıklarla yaşanan;

• Mutsuzluk, boşluk ve anlamsızlık hissi, isteksizlik ya da eskiden tat veren şeylerden haz alamama

• Yorgunluk ya da enerji kaybı

• Uykusuzluk ya da gün içinde çok uyuma

• İştahsızlık ya da çok yeme

• Kilo kaybı ya da kilo alma

• Ani çıkışlar, sinirlilik ya da öfke patlamaları

• Unutkanlık

• Konsantrasyon eksikliği

• Yersiz kuruntu ve endişeler

• Bugüne ya da geçmişe ait konulara takılıp kalma

• Geleceğe dair abartılı endişeler.

 

Hayatına giren ya da hayatına girdiğini düşündüğü kişiden başkasını ve başka bir şeyi düşünemez hale gelmiş biri depresyon hastalığının pençesinde kıvranıyor olabilir. Ruhsal hastalığı nedeni ile bir kişiyi takıntıya dönüştüren ve depresyon hastalığından muzdarip bir insana, insan aşık olunca böyle olur denmemeli. Neden bir psikiyatristle görüşmüyorsun, yaşadıkların, hissettiklerin ve düşündüklerin bana çok normal gelmiyor denmeli. Sağda solda böyle konuşmalara ve yazılara çok rastlıyoruz. Oysa bu konuşmalar ve yazılar depresyon ya da bir ruhsal hastalığa aşk gibi bir muamele çekmemize neden oluyor. O kişinin hasta olduğunu ve tedavi görmesi gerektiğini gözden kaçırmış oluyoruz. Ve daha vahimi de aşık olduğunu sanan o kişiyi depresyon hastalığının sonuçları ve kendisi ile o kişiyi yalnız ve baş başa bırakmış oluyoruz. Aşırı hareketli, arzu istek ve öfkesini kontrol edemeyen bir çocuğa yaramaz ele avuca sığmaz gibi yakıştırmalar yaparsanız, çocukta ebeveynlerde bu davranışları karakter gibi algılarlar. Çocukta bu olup bitenleri hiperaktivite rahatsızlığı olarak adlandırırsanız ebeveynin çocuğa yaklaşımı değişir çocuğunda kendine yaklaşımı farklılaşabilir. Yaftalama ya da adlandırma yaptığınız şey her neyse ona karşı yaklaşımınızda, yaftalamanız ya da adlandırmanızdaki gibi olur. Yani adlandırmalar diğer bir deyişle etiketlendirmeler dikkatli yapılmalıdır.

 

Bilgideki değişime paralel adlandırmalar da değişmelidir. Depresyon hastalığının bir belirtisi olan “kişiye takılma ya da saplanmaya” aşk muamelesi çekmeyelim. Keza depresyon hastalığı sinsi bir hırsız gibidir. Hep çalar. Zamandan çalar. Enerjimizi çalar. Hayata bağlayan duygularımızı çalar. Yaratıcı motive edici düşüncelerimizi çalar, performansımızı çalar.

 

Aşk mutsuzluğa kapı açıyorsa ya da “Bir enerji ve coşku patlamasına” neden oluyorsa bir şeylerin ters gittiğini düşünmeliyiz.

1 Nisan 2015

Biri öldüğünde yas tutarız. Siyahlara bürünürüz. Acımızı diğerleride duysun diye. Ölüm bir doğa yasasıdır. Amenna kabulümüzdür. Gerçi bir çok doğa yasasını insan kendi lehine çevirdi. Belki de sırada ölüm var. Asıl anlamadığım yaşayan birinin ardından yas tutmak. Geçenlerde sokağın birinde tanıdık bir kadına rastladım. Siyah bir fular bağlamış boynuna. “Hayırdır” dedim. Net hatırlamıyorum şimdi, geçmiş zaman oldu. Çocukluktan gelen bir ilişkisi varmış. Bir ara ayrılıp yeniden birleşmişler. Sonra bakmış ki adam canını sıkıyor. Kesmiş biletini adamın. “Yaşayan bir ölüdür, şimdi o” dedi. “E, fular” dedim. “Yaşayan ölü için” dedi. Sonrasında “Neylersin” “Hayatın yasaları” “Zamanı ıskalamak” dedi. Daha çok şey dedi, anımsamadığım. Afalladım her şey rituellerine uygundu. Sokağın sonuna vardığımda, aklıma bir muziplik düştü. Bir ilişki acı mı verdi. Kes ipini diğeri zombiye dönüşsün. Cenazesine git. Siyahlar giy. Sonuç:
Sanığı, tanığı ve yargıcı kendin olduğun bir mahkemede “beraat” le sonuçlanan bir karar. Yerseniz.

1 Nisan 2015

Kendine zarar verme ya da eşyalara zarar verme basit bir sinirlilik hali olarak değerlendirilmemelidir. Kendine ya da eşyalara zarar verme, öfke patlamaları bir ruhsal hastalık belirtisidir. Normal bir davranış ya da tepki değildir. Bu türden tepki ya da davranışlar ağırlıkla depresyon hastalığında gözlenir. Yüzlerine ya da kafalarına elleri ile vurabilir, kendilerini ısırabilirler. Ellerine geçen eşyaları yere atabilir, karşıdakine fırlatabilirler. Başını ya da ellerini duvarlara ya da kapıya vurabilirler.

Kendine eşyalara yada karşıdaki kişiye zarar verici davranışları olan kişiler kendilerini kontrol edemezler. Bazen yaptıkları davranışlardan dolayı kendilerini suçlayabilir bazende tepkilerinde haklı olduklarını öne sürebilirler. Her iki durumda da davranış devam edecektir. Bu nedenle bu türden davranış sergileyen kişiler ve birlikte yaşadığı insanlar uyanık olmalıdırlar.

Ağırlıkla depresyon hastalığına bağlı olan bu davranışlar için bir uzman yardımı gerekmektedir. Kendine eşyalara yada diğer insanlara zarar verici davranışlarda bulunan kişilerde depresyon hastalığında gözlenen tespit edilen aşağıdaki diğer ruhsal rahatsızlık belirtilerine de dikkat edilmelidir.

  • Kişi ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) kendisini yorgun ve enerjisi azalmış gibi hissetmektedir, başka zaman kolaylıkla yapabildiği günlük işlerini ya da işini artık kendini zorlayarak yapabilmektedir.
  • Günlük işlerini (ev temizliği alışveriş vb.), işini ya da sosyal ilişkilerini ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) sürdürmekle ilgili bir isteksizlik mevcut olmasına karşılık bu tip aktiviteleri görev ve zorunluluk olduğu için yerine getirmektedir.
  • Hastaların bir kısmı ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) havanın basık olduğu dönemlerde kendini daha kötü hissettiğini belirtmektedirler.
  • Sıkıntı ve üzüntü verecek konulara ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) takılıp kalma. Hastanın bu tür konulardan uzaklaşma isteği ve çabası olmasına karşılık bunu başaramama
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) endişe ve karamsarlık hali mevcuttur. Hasta yakınları, sürekli olumlu telkinlerde bulunmalarına karşılık hastanın bu ruh halinden çıkamadıklarını söylemektedirler. Bazen hastanın kendiside endişe edecek ya da üzülecek bir durum olmamasına, iyi bir aile ve iyi bir eşe sahip olmalarına, parasal sorunları olmamalarına rağmen neden böyle hissettiklerini anlayamadıklarını belirtmektedirler.
  • Hareketlerde ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) bir yavaşlama, dalıp gitmeler, dalgınlık halleri.
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) unutkanlık, dikkatini bir konuya vermede güçlük (Hasta ve yakınları unutkanlık halinin son zamanlarda arttığını geçmişte böyle sorunları olmadığını söylemektedir).
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) veyahut sürekli alkol, esrar, kokain gibi maddeleri kullanmaya eğilim
  • İştah ve uykuda ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) artma ya da azalma şeklinde değişiklikler. Gün içinde uyku uyumaya eğilimli olma. Depresif dönem günler ya da aylar sürdüğünde hasta, uykuya dalamamaktan sık sık uyanmaktan yakınabilmektedir. Uyusa bile uykusunu alamadığından şikâyetçi olabilmektedir. Kilo kaybı ya da kilo artışları hastanın yakındığı konular arasındadır.
  • Hasta ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) ağzının tadının kalmadığını ne yese tat alamadığını söyleyebilmektedir.
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) kalabalıklarda sıkılma
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) seslere tahammülsüzlük
  • Ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla) ağlama krizleri
  • Çekingen davranışlar sergileme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Başını alıp uzaklara gitmek istediğini belirtme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklından bir an için intihar düşüncesinin geçmesi[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Öfke nöbetleri [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • İnsanlara ya da eşyalara zarar verme isteği [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklından uzaklaştıramadığı takıntılı düşünceler. Geçmişe ya da geçmişte yaşanılanlara ya da bugünlerde yaşanılan sıkıntı veren konulara abartılı bir biçimde takılıp kalma. Hastalar bu durumu kasetin geri saymasına ya da bozuk plağın hep aynı yeri çalmasına benzetmektedirler. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Nedensiz bir korku ve heyecan [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Evham ya da diğer bir deyişle abartılı yersiz düşünceler [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklını yitireceği ya da delireceği korkusu [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kalp krizi geçireceği, felç olacağı, düşüp bayılacağı ya da nefessiz kalacağı korkusu yaşama [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Yalnız dışarı çıkamama ya da yalnız kalamama [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kötü bir hastalığı ya da kanser olduğun ilişkin zihni meşgul eden düşünce ve korkular içinde bulunma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ani parlama, öfke patlamaları, insanlara ya da evdeki eşyalara zarar verebilme (bu dönemde yasal suç işleyebilme olasılığı artmaktadır). [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Anlık kendine zarar verme diğer bir deyişle intihar etme isteği ortaya çıkabilmektedir. Hasta[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)] çoğunlukla anlık gelen ve kısa süren bu intihar etme isteğinin önüne (Çocuklarını ailesini ya da bu durumun geçiciliğini düşünerek) geçebilmektedir. Fakat yinede azımsanmaması gereken büyük bir çoğunluk sıkıntı veren ve bitmeyecekmiş gibi gelen bu ruh haline son vermek için intihar etmektedir.
  • Sürekli bir iç sıkıntısı ve gezinme isteği. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kendisine yönelik olsun ya da olmasın yapılan davranış ya da sözler karşısında, tepki verme, alınganlık gösterme. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Hayatı sıkıntı verici ya da boş olarak algılama. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Yaşanan olaylardan kendini sorumlu tutma
  • Karar vermede güçlük, anımsamada zorluk [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Konsantrasyonda azalma[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Her şeyi olumsuz yanından görme, hayatı donuk ve cansız bir yer olarak algılama. [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Beyninin durduğu ya da çalışmadığı hissini yaşama. Her şeyi geç olarak algıladığı hissini yaşama [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Karasızlık durumuna girip karar alınması gereken durumları ortada bırakma ( iş, özel ilişkiler vb) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kendini değersiz işe yaramaz ya da suçlu hissetme ( gerçekte böyle hissetmesini gerektirecek hiçbir şey olmamasına karşılık) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kendine güvensizlik [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Cinsel isteksizlik [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Erken boşalma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kadında cinsel ilişkiye geçme korkusu (cinsel birleşmenin ağrılı olacağı korkusuyla cinsel ilişkiden ve yakınlaşmadan çekinme) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kekemelik [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kalabalıklar ve yabancı topluluklar karşısında[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)] çekingenlik, heyecan ve huzursuzluk duyma (sosyal fobi olarak bilinen durum)
  • Yazılı ve sözlü sınavlarda aşırı heyecan duyma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Topluluklar karşısında konuşmaktan çekinme[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aklından uzaklaştırmakta zorluk çektiği ve rahatsızlık veren takıntılı düşünceler içinde bulunma (kirlilik, temizlik ya da cinsellikle ilgili olabilen takıntılar) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]

Psikiyatri dışındaki branş dalları tarafından fiziksel bir hastalığa bağlı olmadığı belirtilen ve depresyon döneminde görülebilen bedensel rahatsızlıklar;

  • Baş dönmesi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Sersemlik hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Göğüste sıkışma hissi ya da nefes darlığı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Boğazda düğümlenme hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kalp çarpıntıları [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Mide ağrıları, şişkinlik hissi bulantı ve kusmalar [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Vücutta yaygın kaşıntı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Sık idrar çıkma [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ellerde, kollarda, ayaklarda ve vücutta şişlik hissi, elleri kapamada güçlük[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Aşırı terleme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Vücutta yaygın bir şekilde uyuşma ve damarlarda çekilme hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Konuşma güçlüğü [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ses kısıklığı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kulak çınlaması [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kekeleme [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kaslarda kasılma hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Bayılmalar[ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Bacaklarda huzursuzluk hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Kaşıntı [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Özellikle kol ve bacaklarda üşüme hissi [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Ateş basmaları [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Baş ağrıları [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]
  • Boyun, omuz, sırt ve bacaklarda kendini gösteren yaygın ağrılar (fibromiyalji olarak bilinen hastalık) [ara ara (uzun ya da kısa aralıklarla)]

Kendine çevresindeki eşyalara ve diğer insanlara zarar verici davranislar da bulunan kişilerde yukardaki belirtilerde agirlikli olarak birlikte bulunur.

Tedavi

Tedavi kendine çevresindeki eşyalara ve diğer insanlara zarar veren kişilerin ruhsal hastaliklarinin tedavisi ile gerçekleşir. Tedavide ilac tedavisi ve psikoterapi ya birlikte ya da ayri ayri uygulanir.

1 Nisan 2015

Bir hayat kavgası yalanıdır gidiyor. Ayakta kalma mücadelesi de deniyor buna. Oysa galibi ve mağlubü belli olan bir savaş bu. Savaş gerçekte genler arasında ceryan ediyor. Geni genine yetene bir savaş yani.

1 Nisan 2015

Bir insanat bahçesinde yaşıyoruz. Hayvanlardan daha beter. Hiç olmazsa orada doğa yasaları geçerli. Burada yasalar yasa koyucuların gücü ile sınırlı. Güçten düştüğünde yasada düşüyor. Hayvanat aleminde bir süreklilik var. Hadi olmadı “Hayvan” deyip geçiyosun. İnsanat dünyasında “İnsan” deyip geçemiyorsun. İnsansın ya atfedilenler ne olacak? Her köşe başı hüsran, her kavşak hayal kırıklığı. İnsan hayvanlar alemindeki en med cezir canlı. Sözüne güvenilmez. Kedilerin miyavlamalarının bir rengi var. Ya çoğunluğu insanlığın.

1 Nisan 2015

Sertleşme eksikliği olarak ta bilinen erektil disfonksiyon ağırlıkla ruhsal kaynaklı bir sorundur. Ürolojik (bevliye) kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri kalıcı ve süreklidir. Oysa ruhsal kaynaklı olan sertleşme eksiklikleri ara ara düzelmelerle seyreder. Sertleşme eksikliği çoğunlukla erken boşalma sorunu ile birliktedir.

Sertleşme eksikliği sorunundan yakınan erkekler aynı zamanda cinsel istek duymamaktan da şikâyetçidirler. Bu isteksizlik sadece kendi eşlerine karşı değil diğer tüm kadınlara karşı da böyledir. Cinsel isteksizliğin sertleşme sorununun başlangıcında da var olduğunu söyleyen erkekler olduğu gibi, son zamanlar da geliştiğini söyleyen erkeklerde mevcuttur.

Erkekte sertleşme eksikliği, cinsel isteksizlik ve erken boşalma sorunu başka bir ruhsal hastalık mevcut olamadan tek başına var olamaz. Çoğunlukla ruhsal sıkıntıların sertleşme eksikliği, erken boşalma ya da cinsel isteksizlik sonrası geliştiği düşünülmektedir. Oysa bu düşüncenin aksine sertleşme eksikliği ya da erkekteki diğer cinsel sorunlar zaten var ve mevcut olan ruhsal sıkıntılara eklenmektedir. Sertleşme eksikliği çoğunlukla genel bir isteksizlik, halsizlik, asabiyet, alınganlık, gerekli gereksiz birçok konuya saatlerce ve günlerce takılma, karamsarlık, mutsuzluk, yersiz kuruntu ve endişeler, anlamsız ve yersiz korkular ile birlikte seyretmektedir. Diğer bir deyişle sertleşme eksikliği depresyon adı verilen ve zaten mevcut olan ruhsal hastalığa eklenen bir rahatsızlıktır.

Sertleşme eksikliğinden yakınan erkekler çoğunlukla birleşme öncesine kadar setliğin sürdüğünü birleşme aşamasına gelindiğinde birden bire penislerinin söndüğünden yakınırlar. Bir gurup erkekte sertleşmenin hiçbir şekilde gerçekleşmediğinden söz ederler.

Sertleşme Eksikliğinin Nedeni Nedir?

Sertleşme eksikliği sabah sertliği mevcutsa ya da ara ara sertlik istenilen ve beklenilen kıvamda oluşuyor ama birleşme öncesinde sönüyorsa yüz de yüze yakın oranda ruhsal kaynaklıdır. Sertleşme eksikliği ruhsal kaynaklı ise bu ağrılıkla depresyondur. Unutulmaması gereken en önemli bilgi sertleşme eksikliğine bağlı olarak depresyon oluşmadığı zaten mevcut ve sürmekte olan depresyona sertleşme eksikliğinin eklendiğidir. Sertleşme eksikliği en fazla var olan depresyonu şiddetlendirebilir, hepsi bu kadar.

Sertleşme Eksikliğinin Tedavisi

Sertleşme eksikliğinin tedavisinde psikoterapi ve medikal (ilaç) tedavi birlikte uygulanır. İlaç tedavisi orta ve ağır depresif atakları kontrol altına almak için uygulanır. Psikoterapideki amaç ise sertleşme eksikliği ile oluşan kaotik ruh halini yerine oturtmaktır. Kişinin beyninin endişesiz bir şekilde yeniden cinselliğe odaklanmasını sağlamaktır. Ağırlıkla cinsel egzersizlerden oluşan ev ödevleri cinsel terapinin ana çatısını oluşturur.

1 Nisan 2015

Aşağıda hep var olagelen ya da diğer bir deyişle geçmişten beri süregelen cinsel isteksizlik problemi olan bir kadını konuşacağız. Bu kadının anlattıklarında, dikkatinizi vermeniz gereken ana nokta, cinsel isteksizlik sorununu sanki hep öyleymiş gibi anlatması ve algılamasıdır.

“ Üç yıllık bir evliliğimiz var. Son bir yıldır kendimi sürekli gergin hissediyorum. Eşimin her söylediği ya da yaptığı davranış beni öfkelendiriyor. Beni anlamadığını düşünüyorum. Sürekli üzerime geldiği hissini yaşıyorum. Beni çıldırtacak ne varsa yapıyor. Yeteri kadar zaman ayırmıyor. Benim sorunum kocamla, o düzelirse bende düzelirim. Bana dokunmasını istemiyorum. Cinsellik mi? Asla! Değil sarılmasına yanıma yanaşmasına dahi tahammül edemiyorum. İlişkimiz daha fazla bozulmasın diye cinsel benimle yatmasını engelleyecek ortamlar yaratmaya çalışıyorum. Cinsel isteksizliğim son üç aydır iyice belirginleşti. Bazen onu kırmamak için katlandığım oluyor. Cinsel birleşmenin bir an önce bitmesi için inanın Allah’a yalvardığım oluyor. Her kadın böyle şeyler yaşar mı? Bilmiyorum. İki lafı bir araya getiremez olduk. Zaman zaman acaba bu ilişkiyi bitirsem mi? Diye düşündüğüm oluyor. Hem ona hem bana yazık. Bir yaşında bir kızımız var. İnanın o olmasa ayrılmayı belki daha fazla düşünürdüm. Cinsellikle ilgili yazılar erotik filmler hiç biri ama hiç biri benim ilgimi çekmiyor. Sorun bende mi? Diye düşündüğüm oluyor. Aslına bakarsanız tüm anlaşmazlığımıza ve cinsel sorunumuza rağmen onu seviyorum.”

Cinsel isteksizlik sorunuyla psikiyatristlere gelen kadın sayısı hayli fazla. Toplumda böylesi bir problemi olup da gelemeyenler ise gelenlerden çok daha büyük bir oranda mevcut. Hep aynı şey oluyor. Kadın ya da erkek her kim olursa olsun psikiyatriste artık yapacakları bir şeyleri kalmadığında geliyorlar. Yani tükenme noktalarında. Bu denli geç kalmalarında bir neden de yaşadıkları sorun neyle ilgili olursa olsun o sorunun kendileriyle ilgili-beyinleriyle- yanlarını görememelerinden kaynaklanıyor olabilir.

Yukarıdaki kadın örneği üzerinden konuşalım. Anlattıklarından şöyle bir hisse kapılabiliriz, her gün ve günün tamamında cinsel isteksizlik sorunu sürmektedir. Oysa dikkatli sorguladığımızda hiç de öyle olmadığını görürüz. Bu sorunun bazen yaşandığı bazen yaşanmadığını anlarız. Gerçekte, bariz bir sorun olmadığı sürece kadın ya da erkek birbirlerine karşı cinsel ve duygusal ilgilerini yitirmezler. Bir şartla, ilk andan beri çekici bulmamak koşulu ile.

Bu bariz sorunlar neler olabilir;

Eşlerden birinin uyguladığı şiddet diğeri tarafından nefret ve öfkeyle karşılanıyorsa

Eşlerden birinin cinselliği yaşama tarzı diğerini ters geliyor ve sıkıntı yaratıyorsa

Eşlerden biri ya da her ikisi cinsel isteksizlik yaratma potansiyeli olan bir yapıda olabilir.

İlk iki durumda eş ya da partnerlerden diğeri zaten kendi ilişkisi dışındaki cinsel uyaranlar karşısında heyecanlanmaya devam edecektir. Bu da bize cinsel isteksizliğin sorunu yaşayan kişiyle değil de karşıdaki kişiyle ilgili olduğunu gösterecektir. Yani eş ya da partner değiştiğinde sorun ortadan kalkacak demektir.

Bariz neden olarak saydığımız sonuncu neden ise cinsel isteksizlik yaratma potansiyeli olan yapıyla ilgilidir. Yani bu şu demek; bazı yapılar var ki, onlar cinsel isteksizlik rezervleriyle doğuyorlar. Günün birinde patlak verebilecek ve ilişkiyi sıkıntıya sokabilecek bir rezerv bu. Lafın kısası bazı yapılar-beyinler saatli bomba düzenekleriyle doğuyorlar. Zamanı geldiğinde de bu düzenek harekete geçiyor. Bombanın patlama zamanını üzerine etki eden yaşam olayları var mı? Bana sorarsanız, yok! Sorunu yaşayan kişiye sorduğumuzda, yukarıdaki örnekte olduğu gibi partneri ya da eşinin tutum ve davranışlarıdır. Bu tip sorun yaşayan çiftlerin terapilerin de çoğunlukla diğer partnerin ya da eşin yapısal (davranışlarıyla ilgili) bir sorunu olmadığını fark ederim. Bu noktayı belirtmekteki amacım, sorunu yaşayan kadın ya da erkeğin algısındaki çarpıklıktır. Yani negatife odaklı his ve düşünceler birinin diğerini doğru ve sağlıklı algılamasını engellemektedir.

Peki, ağırlıklı olarak hangi tip yapılarda ileride cinsel bir sorun (cinsel isteksizlik, cinsellikten tiksinme, sertleşme eksikliği ya da vajinismus dediğimiz kadının cinsel ilişkiye izin vermemesiyle karakterize bir cinsel problem) çıkabilme olasılığı vardır.

Sokaktaki insanları ikiye ayırabilirsiniz. A yapısında olanlar ve B yapısında olanlar. A yapısında olanların doğuştan kare şeklinde beyinleri olsun. B yapısında olanlarında yine doğuştan üçgen şeklinde beyinleri olsun. Benzetmeye devam edersek, kare beyine sahip insanların inişli çıkışlı ya da dalgalı davranış özellikleri gösterdiğini, üçgen beyine sahip insanlarında istikrarlı ya da orta karar diyebileceğimiz davranış özellikleri sergilediklerini varsayalım. Toplumda kare beyine sahip insanların her 10 kişiden 4’ünü, üçgen beyine sahip insanlarında aynı şekilde her 10 kişiden 6’sını oluşturduğunu düşünebiliriz.

Kare beyine sahip olduğu için inişli çıkışlı bir dünyaları olan kadın ve erkekler aynı zamanda, cinsel sorun geliştirebilme potansiyeline sahip olan gurubu oluşturmaktadır. Bu tespit bize yukarıdaki kadının cinsel isteksizliğinin nedeninin eşi olmadığını göstermektedir.

Ki aynı şekilde, kadının eşiyle ilişkilerinin yolunda gitmemesinin nedeninin de bu inişli çıkışlı yapı olma olasılığı yüksektir.

Şöyle bir soru sorabilirsiniz. Peki, neden ilişkinin başlangıcında değil de daha sonraları böylesi bir sorun ortaya çıktı. Benim açımdan cevabı olan bir sorudur bu. Aynı zamanda sık karşılaştığım bir sorudur. Ben bilirim ki, soruyu soranın amacı bilgi edinmekten daha çok ilişkide yaşanan sorunlara dikkat çekmektir.

Dalgalı yapıların doğuştan var olageldiğini yukarıda benzetmelerle anlatmaya alıştım. Bir benzetme daha yapacağım. Diyelim ki sizin hayatınız bir kayık, siz de o hayatı götüren dalgalarsınız. Dalgalar yavaş ve hafif olduğunda kayıkta yani hayatta dengede kalarak ilerlemeye devam ediyor. Dalgalar şiddetlenirse kayığın denizde ters dönme diğer bir deyişle alabora olma ihtimali artacaktır. Yani hayatınız aksayacaktır. İşler yolunda gitmeyecektir. Ve bilmelisiniz ki dalgaları şiddetlenmesine neden, dışarıda çıkan rüzgâr ya da fırtına değildir. Fırtına beyinde kopmaktadır. Sinir hücrelerinde ve sinirler arasındadır fırtına. Başka bir yerde değil.

Aslına bakarsanız yukarıdaki örnekteki kadında cinsel isteksizliğin yanı sıra dönem dönem sıkıntı, hayata karşı genel bir isteksizlik, her şeyi büyütme, yorgunluk, uyku sorunları, ani öfke patlamaları da beklenen yakınmalardır. Dönem dönem dememizin nedeni inişli çıkışlı yapının iniş dönemlerinde bu rahatsızlıların yaşanıyor olmasındandır. Çıkışta bir sorun ama psikiyatriste kimse “ben iyiyim galiba bende bir sorun var, bu iyi durumumu bir tedavi eder misiniz” diye gelmiyor.

Cinsel isteksizlik sorunları ağırlıkla psikiyatriyi ilgilendiren sorunlardır. Erken boşalma, vajinismus sorunlarında olduğu gibi. Bu tipten sorunlar yaşandığında, sorunun nedenini başka yerlerde aramayıp zaman kaybetmeden bir psikiyatristle görüşmek en doğru karar olacaktır.