DOKTORLARIMIZ

Ruhsal Rahatsızlığın Nedeni?

Söz konusu olan ruhsal rahatsızlık olduğunda herkesin söyleyeceği bir şeyler oluyor. Bir dahili hastalıkta yada cerrahi hastalıkta, ağırlıkla kulak kabartılan kişiler tıp doktorları olmaktadır. Oysa psikiyatrik hastalıklar; ev kadınından fabrikadaki işçiye, mühendisinden tüccarına kadar herkesin fikir yürütebildiği bir uzman(sız)lık alanı.

Nasıl oluyor da tıbbın diğer dallarında, ruhsal hastalıklarda yürütüldüğü kadar fikir yürütülemiyor?

1006114_298x298Sanırım bundaki en büyük etken ruhsal yaşantıların beyinden bağımsız faaliyetler olarak biliniyor olmasıdır. Yani ruhi yapının, aklın ve mizacın beynin ürettiği ve yönlendirdiği aktiviteler olarak bilinmemesidir. Oysa sanıldığının ve bilindiğinin aksine zekamız, mizacımız, duygularımız, fikirlerimiz ve davranışlarımız tamamen beynimizin yarattığı ve seyrine yine beynimizin karar verdiği faaliyetlerdir. Seyirle anlatmak istediğim değişkenlik gösterip göstermeyeceği yada şiddetinin aynı kalıp kalmayacağıdır.

Doğduğumuz andan itibaren bir köpeğin bizim için ne ifade edeceği, hangi renklerin favori renklerimiz olacağı, saldırgan üslubu olan biri karşısında ne hissedeceğimiz, dışa dönük mü yoksa içe dönük mü olacağımız, yalnızlığı sevip sevmeyeceğimiz, hangi alanlarda yeteneğimizin olup olmayacağı, zeka seviyemizin ne olacağı, hangi meyveyi yada sıvı içeceği daha çok seveceğimizin hemen hemen hepsi doğuştan belli olarak doğmaktayız.

Şimdi diyeceksiniz ki, insani faaliyetlerin ve yaratıcılığının hiç mi kabul gören bir yanı yok? Var tabii ki, tam aksine oldukça büyük bir önemi var. Bu çaba her birimize beyinlerimizin nemenem bir şey olduklarını ve onu nasıl değerlendireceğimizi anlamamıza yardımcı oluyor.

Ruhsal yaşantıların elle tutulup gözle görülmemesi ruhsal rahatsızlıkların yine beynin ürettiği rahatsızlıklar olduğunun anlaşılmasını güçleştirmektedir. Oysa bir bacak kırığı için durum çok barizdir. Yani olay olabildiğince ortada bir yerdedir.

Yine insanların duygularını ifade ederken ‘Kaza anında donup kaldım.’ ‘Patronla karşı karşıya geldiğimde elim ayağım birbirine dolanıyor.’ ‘O’nu gördüğümde kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor.’ gibi cümleler kullanıyor olmaları halen beyin dışı bir kulvarda dolaştığımızın işaretleri olarak yorumlanabilir. Ne zaman ‘Patronla karşı karşıya geldiğimde beynim birbirine dolanıyor.’, ‘O’nu gördüğümde beynim yerinden fırlayacak gibi oluyor.’, ‘Kaza anında beynin donup kaldı.’ cümlelerini kullanmaya başlarız, işte o zaman ruhsal yaşantıların beyin kaynaklı olduğunu biliyor oluruz. Bu aynı zamanda ruhsal rahatsızlıkların bir beyin rahatsızlıkları olduğu bilgisine sahip olacağımız anlamına da gelecektir.

Halen gündelik dilde ruhsal rahatsızlıkları konuşurken kafayı sıyırma yada kafatasında tahta eksikliği gibi tabirler kullanılmaktayız. Bu tabirler ruhsal hastalıkları fiziksel kabullerle anlama çabamıza işaret etmektedir. Ama aynı zamanda kimyasal yasalardan bihaber olduğumuza ayna tutmakta ve beynindeki kimyasal ileti sistemleri ve maddeleri konusundaki temel bilgi eksikliğimize işaret etmektedir.

Akciğer, mide yada kalp hastalıkları bedensel rahatsızlıklarla kendini göstermektedir. Öksürük, midede yanma ve şişkinlik yada göğüste sıkışma yukarıda saydığımız organlarımızdan birinin her zamanki faaliyetlerinde bir aksama yada hastalığı olarak bilinirken, ruhsal rahatsızlıklar bir beyin rahatsızlığı olarak bilinmemektedir. Oysa beyin sinirsel uzantıları ve ağları vasıtası ile vücuttaki tüm organları kontrol etmekte ve yönlendirmektedir.

Baş ağrısı, kulak çınlaması, öksürük, vücutta uyuşma ve karıncalaşma, terlemeler, kaşıntı, kalp çarpıntısı, kaslarda gerginlik, midede gerginlik ve şişlik, göğüste sıkışma hissi buna neden olacak organların hastalığına bağlı değilse %100 beyin yani ruhi kaynaklıdır.

Keyifsizlik, sinirlilik, isteksizlik, hayatı boş ve anlamsız bulmak, karamsarlık, kararsızlık, iç sıkıntısı, vesvese, yersiz korku ve endişeler, neşelilik, coşku hali, keyiflilik, hayata karşı yada yaptığımız iş yada etkinliliğe karşı yoğun ilgi ve istek duyma yine beynin bir faaliyeti değil de dışarıdaki olayların seyri yada ekonomik-sosyal yaşantıların bir etkisi gibi bilinmekte ve öyle algılanmaktadır. Bu bilgi gerçektende bir yere kadar doğrudur. O yerde ruhsal rahatsızlık üretmeyen beyinler söz konusu olduğunda ve yine belli ölçülerde geçerlidir.

Ruhsal rahatsızlıklar ekonomik zorlukların sonucu değillerdir. Ve yine ruhsal rahatsızlıklar geçmişte yada bugün yaşanmakta olan ailevi yada sosyal-kültürel sıkıntıların sonucu değillerdir.

Ruhsal rahatsızlıklar beyin kaynaklı ve beynin ürettiği rahatsızlıklardır. Ve yine beyine yapılacak kimyasal-ilaç etkisi ile düzelebilecek hastalıklardır. Kişinin iradesi ile kontrol altına alamayacağı ve alt edemeyeceği sıkıntılardır. İrade kelimenin tam anlamı ile ruhsal rahatsızlık söz konusu olduğunda toplamadaki sıfır etkisine sahiptir. Bırakın iradeyi ruhsal rahatsızlığı tanımak ve nedenlerini bilmek bile rahatsızlığı yaşayan kişi için bir şey ifade edemeyebilmektedir. Hastalığın seyrine dahi karar veren beyindir. Ve beynin hastalığın kendisi ve seyri üzerindeki hükümranlığı karşısında, irade yine beynin ürettiği bir yeti-özellik olarak aslına bakarsanız hiçbir şeydir.

Keşke irade değil her şey bir şey olabilse. Çelikten irade safsatalarını Allah’a şükürler olsun ki terk edeli yıllar oldu. İrade masalları gençlik masalları olarak geçmişimizde bir anı olarak hep kalacak.